MAKYAJ NEDİR?

Makyaj, kadınlara göre gizlemek istedikleri kusurlarının kapatılmasını sağlayan malzemelerden ibarettir

Makyaj doğru yapıldığında yüz hatlarını ortaya çıkararak güzel görünümünü sağlamaktadır. Fakat bunun tam tersi olduğunda yani kötü ve bilinçsiz yapıldığında maalesef felakete dönüştürme etkisi de olabilmektedir. Günümüzde makyajı sadece kadınlar değil erkeklerde bakımlı olabilmek için yapmaktadır. Bunun yanı sıra tiyatro, sinema gibi sahnelere çıkacak kişilerin de sahneden önce makyaj yaptıkları doğrudur. Sanatçıların kullandıkları makyaj sadece güzel görünmek için değil rollerine bürünmelerini sağlayacak unsurları ortaya çıkaran işlem olarak da bilinmektedir.

Makyaj Milattan öncelere kadar dayanmakta, Mısırlıların gözlerine sürme çekmeleriyle ortaya çıktığı söylenmektedir. M.Ö 5000 yılında saçlarını nişastayla renklendirdikleri meyvelerden yaptıkları boyalardan yüz, göz, dudak, boyun ve dekolte bölgelerini renklendirdiklerini biliyor muydunuz?  17. Yüzyıldan sonra ilk makyaj tiyatro sayesinde ışığın bulunması ve sahnede oyuncuların yüzlerine ışığın yansımasıyla gelişmiştir 18.

Yüzyılda da herkesin yapmasıyla yayılıp günümüze kadar gelmiştir. Günümüzde ” KOZMETİK SANAYİ ” adında sanayi dalının açılmasına önemli katkıda bulunmuştur. Makyaj aslında kişiden kişiye farklılık göstermektedir. Örneğin; esmer bir bayanın sürdüğü fondötenle beyaz tenli bir bayanın sürdüğü aynı olmamalıdır. Her gün gece uyumadan önce yaptığınız makyajı makyaj temizleme suyuyla silmeniz ileride yorgun, sivilceli ve sağlıksız yüze sahip olmamanız için önemlidir.

DOGRU MAKYAJ NASIL YAPILMALI

MAKYAJA HAZIRLANMA EVRESİ;

Cildinizi makyaja hazırladığınız evredir. Makyaja başlamadan önce yüzünüzü cildinize uygun süreceğiniz tonik, makyajınızın yüzünüzde daha güzel durmasını sağlayacaktır makyaj kalıntılı bir cilde veya tozlardan hava kirliliğinden gözeneklerinizin tıkandığı bir cilde uygulamanız güzel görünüm değil hatta daha kötü görünüm sağlayacaktır. Bunun için makyajdan önce yüzünüzü temizlemeniz önemlidir. Yüzünüzün temizlendiğinden emin olduktan sonra yaz kış kullanabileceğiniz güneş koruyucu kreminizi yüzünüze uygulayarak makyaja hazırlanma evresini bitirmiş olacaksınız.

FONDÖTEN;

Güzel ve sağlıklı bir görünüm için fondöteninizi nemlendirdiğiniz yüzünüze sünger yardımıyla sürmelisiniz tabi ki fondöten alırken kendi ten renginize uygun olacak şekilde seçmeniz ve çok ince bir tabaka halinde sürmeniz gerekecektir. Doğru bir fondöten uygulaması yapmak için gece makyajınızı bol aydınlatılmış, gündüz makyajınızı ise ışığı olan ortamda yapmalısınız.

PUDRA;

Fondöten uygulamanızdan sonra yapacağınız diğer uygulamada pudradır. Güzel görünmesi için şeffaf ve ince şekilde büyük pudra fırçasıyla uygulamanız yeterli olacaktır. Pudra yüzünüzü sabitlemek amacıyla kullanılmaktadır.

MASKARA;

Gözünüzü daha çekici ve büyük göstermek istiyorsanız siyah maskara tercihiniz olmalıdır. Kirpiklerinizin daha uzun olması için maskaranızdan önce pudra sürmeniz yeterli olacaktır. Maskaranızı kirpiğinizin üstünden yukarı doğru kıvrık bir şekilde sürmeniz gerekir.

ALLIK;

Allık makyaj malzemeleri arasında asla vazgeçilmeyendir. Yumuşak ve uzun tüylü fırça ile kullanmanız ve sık sık temizlemeniz gerekmektedir. Allığınızı pembemsi ve şeftali tonlarında seçmeniz hem doğal hem de güzel görünmenizi sağlayacaktır. Üstelik her ten rengine de uyumludur.

FAR;

Farınızı göz renginizle aynı sürmeniz yanlış bir uygulama olacaktır. Yazın yaz tonlarında kışın ise kış renklerine uygun sürmeniz daha güzel göz makyajınıza yardımcı olacaktır.

RUJ;

Eğer ince dudaklara sahipseniz dudağınızın çevresine kemik rengiyle ince çizgi çekerek daha dolgun gözükmesini sağlayabilirsiniz. Makyajınıza uygun istediğiniz renk ruj kullanarak makyajınızı sonlandırabilirsiniz.

 

 

 

 

 

Makyaj Malzemeleri

Güzel görünmek için makyaj yapmak, makyaj yapmak için de makyaj malzemelerine ihtiyaç vardır. Her kadının çantasında mutlaka makyaj için çeşitli ürünlerin bulunması gereklidir. İyi bir makyajdan söz edebilmek için kaliteli makyaj malzemelerinin kullanılması gerekir. Makyaj malzemelerinden bahsedecek olursak;

Makyaj Bazı

makyaj yapmadan önce cildi makyaja hazırlamak amacıyla makyaj bazı kullanılır. Makyaj bazı ciltteki makyajı uzun süre taze tutar. Sürekli makyaj tazeleyecek durumda değilseniz makyaj bazı kullanmanız makyajınızı ilk yaptığınız andaki gibi taze tutar.

Fondöten

makyaj malzemeleri arasında en çok bilinen ve en çok kullanılan ürünlerden biri fondötendir. Ciltteki lekeleri, sivilceleri, siyah noktaları kapatmak, cilt tonunu eşitlemek, cildi pürüzsüz göstermek için kullanılmaktadır. Hiç makyajdan anlamayan birçok insan bile sıklıkla kullanır.

Kapatıcı

göz altındaki morlukları ve koyu halkaları kapatmak amacıyla kapatıcılar sıklıkla kullanılmaktadır. Ayrıca makyaj yapmak istemediğiniz durumlarda da sadece cildinizdeki ufak tefek lekeleri kapatmak amacıyla kapatıcı kullanabilirsiniz.

Pudra

farklı çeşitlerde bulunan pudralar farklı amaçlarla kullanılmaktadır. Renkli pudralar genellikle makyajı sabitlemek için, renksiz pudralar ise fondöten yerine kullanılmaktadır.

Aydınlatıcı

özellikle son 3 yıldır kozmetik dünyasında isminden sıklıkla bahsedilen aydınlatıcı, uygulandığı bölgeyi ön plana çıkartmak, ışıl ışıl göstermek amacıyla kullanılmaktadır.

Kontür pudrası

popüler olarak kullanılan bir diğer makyaj malzemesi ise kontür pudrasıdır. Genellikle aydınlatıcılar ile birlikte kullanılan kontür pudrası, aydınlatıcıların tersine uygulanan bölgeyi gizlemek ya da daha ince göstermek amacıyla kullanılmaktadır.

Allık

en eski makyaj malzemeleri arasında yer alan allık yüzü olduğundan canlı ve sağlıklı göstermek amacıyla kullanılmaktadır.

Far Bazı: göz makyajı yapmadan önce far bazı kullanmak makyajı gözde daha uzun süre tutar ve akmasını engeller.

 Far:  farklı farklı renklerde bulunan farlar göze daha farklı bir hava katar. Makyajı en çok değiştiren adımlardan biridir.

Göz Kalemi: renklerine göre farklı işlevlerde kullanılan göz kalemleri gözün içine ya da üstüne sürülür.  Genellikle daha çok siyah göz kalemi tercih edilmektedir. Siyah kalem gözleri daha küçük gösterirken açık renk göz kalemleri gözleri daha büyük gösterir.

Eyeliner:  eyeliner özel gün makyajlarının vazgeçilmezidir. Kalem mantığıyla göz kapağına düz bir şekilde çekilen eyeliner, kuyruklu, kuyruksuz, yarım, tam gibi çeşitlerle kullanılmaktadır.

Rimel:  göz makyajının asıl havası olan makyaj malzemesi rimeldir. Kirpikleri uzun, dolgun ve siyah göstermek amacıyla kullanılan rimel göz makyajının son dokunuşudur. Makyajda rimel kullanılmadığı zaman hep bir eksiklik var gibi hissedilir.

Kaş Kalemi: seyrek kaşların arasını doldurmak, kaşları daha dolgun göstermek, belirginleştirmek amacıyla kaş kalemi kullanılmaktadır. Ayrıca kaşlara şekil vermek ya da kaş rengini değiştirmek amacıyla da kullanılmaktadır.

Kaş Mascarası: gün içerisinde şeklini kaybeden ve dağınık görünen kaşların önüne geçmek amacıyla şeffaf sabitleyici olarak adlandırılan kaş mascaraları kullanılmaktadır.

Lip Balım: hava koşulları ya da vücut yapısına bağlı olarak kuruyan ve kabuk atan dudakları beslemek ve makyajdan önce rujun daha pürüzsüz görünmesi amacıyla kullanılmaktadır.

Dudak Kalemi: rujun dağılmasını engellemek, dudakları kalın göstermek ya da dudak şeklinde yamuk olan kısımları düzeltmek amacıyla dudak kalemi kullanılmaktadır.  Yumuşak yapılı dudak kalemleri ruj niyetine de kullanılabilir. Rujunuza uygun renkte dudak kalemi seçmeye özen gösterin.

Ruj:  makyajın önemli adımlardan biri olan ruj dudakları belirginleştirmek ve güzel görünmek amacıyla kullanılmaktadır. Ruj tek başına bile yüze renk katar. Farklı renklerde birçok ruj seçeneği mevcuttur.

Lipgloss: lipgloss saydam ve parlak olan likit rujlardır. Doğru bir makyaj ile farklı bir hava kazanmanıza yardımcı olur.

 

 

Eğitim Gelişiminde Hem Bütünleme Hem Ayırma Vardır

Çocuk İlk yaşlarında, kendine yapılan etkilere karşı bütün vücuduyla tepki yapar. Örneğin, çocuk, önünde duran oyuncağa uzanmak istediği zaman yalnız kolunu uzatmaz, bütün vücuduyla birlikte hareket ederek ona ulaşmaya çalışır. Oyuncağı tutmak için yalnız parmaklarını değil kolunu ve omuzunu hareket ettirir.

Yeni doğan bir çocuğun ağlaması ile neyi istediğini anlamak mümkün olamaz. Yaşı ilerledikçe acıktığı için mi veya başka bir maksat için mi ağladığını anlamak mümkün olur. Çocuk başlangıçta her erkek için “baba” kelimesini kullanır, fakat daha sonra bu kelimeyi yalnız babası için kullanmaya başlar.

İleri yaşlarda da yine herhangi bir beceriyi öğrenenlerin gereken organlarından başka diğer organlarını da kullandıkları görülür. Örneğin üç tekerlekli bisiklete binmeyi öğrenmeye başlayan bir çocuğun hemen bütün vücudunu hareket ettirmeye başladığı görülür. Otomobil sürmeyi öğrenmeye başlayan bir kimsede de gereksiz vücut hareketleri daha çoktur, usta bir sürücünün ise hareketleri daha belirli ve ekonomiktir.

Böylece öğrenciler birçok becerileri öğrenmede toptan hareketlerden özgül hareketlere doğru gidiş gösterirler.

Birçok konuların öğretilmesinde de bunun aksi olur. İlkin özgül hareketlerin yapıldığı sonra bunların bütünlendiği görülür. Özellikle ileri yaşlarda, soyut kavramların öğrenilmesinde ilkin bu kavramlara ulaştıracak somut kavramların öğrenilmesi, sonra bunların birleştirilerek bütünlenmesi gerekir. Örneğin matematiksel kavramların çoğu küçük küçük kavramların birleştirilmesi ile mümkün olur. Saymadan başlayarak toplama, çıkarma, çarpma, bölmeye geçilerek çocuğa matematiksel kavramlar verilir. Böylece gelişim ayırmayı ve bütünlemeyi içine alan bir süreç olarak görülür.

Gelişimde Geniş Bireysel Farklılıklar Vardır

Her insanın kendisine özgü bir gelişim biçimi vardır. Başka bir deyişle gelişim bireyseldir. Beden, zihin, sosyal, duygu ve kişilik gibi gelişimlerinde, bir insanın diğer insandan farklı olduğunu ilerideki ünitelerimizde daha açık olarak göreceğiz. Bu yüzden bireysel farklılık eğitimcinin üzerinde dikkatle eğileceği bir konudur.

Yapılan denemeler aynı zekâ bölümüne sahip iki öğrencinin bile birbirinden farklı olduğunu ortaya koymuştur. Örneğin, aynı zekâ bölümüne sahip iki öğrencinin, okuma yeteneği, 6 yaşından 12 yaşına kadar izlenmiştir. Uygulanan testler sonunda bu iki öğrencinin aynı takvim yaşlarında birbirlerinden farklı okuma yaşına ulaştığı görülmüştür. Birinci öğrenci başlangıçta okumada çok hızlı bir gelişme göstermiştir.

Fakat 9-11 yaş arasında bazen ilerleme, bazen gerileme göstererek yerinde saymış, 11 yaşından sonra yeniden hızlanmıştır, ikinci öğrenci ise 6-9 yaş arasında belirgin bir ilerleme gösterememiş, 9 yaşından sonra ise okumada çok hızlı bir gelişim göstererek 11 yaşına varınca birinci öğrenciye yetişerek onu geçmiştir. Aynı denemenin uygulandığı 56 öğrencinin de, hemen hiç birinin, okuma gelişiminde izledikleri yol bakımından, birbirine benzemedikleri görülmüştür.

8, 12, 17 yaşlarında bulunan 167 kızın zekâ yaşları üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, 8 takvim yaşında olanların 2-14 zekâ yaşı arasında; 12 takvim yaşında olanların 8-19 zekâ yaşı arasında; 16 takvim yaşında olanların ise 11-22 zekâ yaşı arasında dağıldıkları görülmüştür.

Diğer bir araştırmaya gör? Küçük yaşlarda, aynı takvim yaşında olanlar arsındaki zekâ yaşı farklılığı, takvim yaşı ilerledikçe daha da artmaktadır. 4 takvim yaşında olanlar arasındaki farklılık 5 zekâ yaşı genişliğinde olduğu halde, 12 takvim yaşında olanların arasındaki farklılık 10 zekâ yaşı kadar olmaktadır.

Böylece öğrencilerin bireysel farklılıklarına göre gerekli eğitimsel tedbirlerin alınması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Belli bir seviyede yaptığımız dondurulmuş bir öğretim şüphesiz ki sınıfımızdaki öğrencilerin bireysel farklılıklarına uygun olamaz. Aynı öğrenim etkinlikleri aynı konular, aynı öğretim metotları bir sınıftaki öğrencilerde aynı tepkiyi veya aynı başarıyı yaratmaya muktedir değildir.

Öğrencileri takvim yaşına, zekâ yaşına veya diğer sahip olduğu gelişim yaşlarından birine göre bir sınıfa koymak ve onlara aynı öğrenim yaşantılarını, aynı eğitim metotlarını uygulamak da mümkün değildir. Diğer yandan öğrencileri tek tek gösterdikleri gelişim özelliğine göre de eğitmek, yani bireysel öğretim yapmak da eğitim sistemimiz içinde imkânsızdır.

O halde, iyi bir eğitim için sınıfta uygulanabilecek en pratik yol şudur: İşlenecek herhangi bir konu için öğrencileri seviye gruplarına ayırmak, Öğrencilerin bireysel farklılıklarına cevap verecek değişik seviyede değişik öğrenim yaşantıları hazırlayarak bunları değişik metotlarla uygulamak gerekecektir.

Eğitimin Seviyesi Gelişimin Seviyesine Uygun Olmalıdır

Okul programına göre çocuğa öğretilecek bilgi, beceri ve tavırların gerektirdiği gelişim seviyesinin çocuk tarafından kazanılmış olması şarttır. Çocuğun öğrenmemeye hazır bulunmaması halinde yapılacak öğretim çabaları olumlu neticeler vermemektedir.

Özdeş ikizler üzerinde yapılan araştırmalar, öğrencilerin yeter olgunluğa erişmeden önce, belli bazı konularda onları eğitmeye çalışmanın gereksizliğini ortaya koymuştur. Örneğin yaşı kırk altı hafta olan iki özdeş ikizlerden birincisine altı hafta süreyle merdivene tırmanma temrinleri yaptırılmıştır. Altıncı haftanın sonunda birinci ikiz merdiveni 26 saniyede tırmanmıştır.

Diğer ikize bu süre içinde hiç merdiven tırmanma temrini yaptırılmamıştır. Ama bu ikinci ikizin, yaşı elli üçüncü haftayı tamamlayınca, hiç merdiven tırmanma temrini yapmadığı halde, merdiveni yardımsız olarak 45 saniyede tırmandığı görülmüştür.

Bu ikinci ikize iki hafta süreyle merdiven tırmanma temrini yaptırılınca öbür kardeşinden daha hızlı olarak 10 saniyede merdivene tırmanmıştır. Böylece özdeş ikizlerin yaşı elli beşinci haftaya ulaştığı zaman, daha önceden temrin yaptırılan birinci ikize bakarak daha önce hiç temrin yaptırılmayan ikinci ikizin merdiven tırmanmayı daha iyi bir şekilde öğrendiği görülmüştür.

Gerekli olgunluk seviyesine ulaşmadan çocuğa daha erken yapılacak öğretimin yararlı olmamasına karşı, acaba, gerekli olgunluk seviyesini geçtikten sonra çocuğa yapılacak öğretimin daha yararlı olması mümkün müdür? Bu konuda yapılan araştırmalar da, yeterli olgunluk çağını geçiren çocukların gerekli bilgi, beceri ve tavırları daha iyi öğrenemediklerini göstermiştir.

O halde herhangi bir konuda yapılacak öğretim, ancak çocukların elverişli olgunluk seviyesine ulaştığı ve öğrenmeye hazır bulundukları zaman yapılmalıdır. Ancak bu kural bizi yanlış bir kanıya götürmemelidir. Bazı alanlarda ( örneğin karakter, beslenme, boş zamanları kullanma eğitimi gibi ) eğitim küçük yaşlardan başlar. Çocuğun gelişim seviyesine uygun olarak kullanılacak metotlarla, onun küçük yaşlardan itibaren bu çeşit alanlarda eğitilmesi gerekir, aksi takdirde ileri yaşlarda eğitimde gecikilmiş olunur.

Gelişim Derece Derece ve Devamlı Olan bir süreçtir

Çocukların gelişimini ölçmek için kullanılan testlerin sonuçlarına göre gelişim devamlılık göstermekte fakat bu devamlılığın içinde de dalgalanmalar bulunmaktadır. Böylece insanın gelişiminin, durma veya kesiklik göstermeden, devamlı bir akış içinde olduğunu anlamaktayız. Ancak, gelişimdeki devamlılık da hep aynı hızda olmamaktadır.

Gelişim daima ileriye doğru fakat bazen hızlı, bazen yavaş devam etmektedir. Bu yüzden gelişimi, bazı çağlara ayırmak mümkün olabilmektedir. Bu çağlara ayırış, gelişimi incelememizi ve bu çağların genel özelliklerine göre eğitim işlerimizi düzenleyebilmemizi kolaylaştırmaktadır.

Eğitim sisteminin anaokulu, ilkokul, ortaokul ve yukarısı gibi kademelere bölünmesinin dayanağı öğrencilerin bu okul dönemlerine rastlayan yaşlarla gelişim çağları arasında bir paralellik olmasıdır. Dolayısıyla çağların genel gelişim özelliklerine dayanarak bir okuldaki öğrencilerin gelişimi hakkında genel tahminlerde bulunabilmekteyiz.

Çok sayıda insanın gelişimini incelediğimiz zaman gelişim devrelerini kolaylıkla ortaya çıkarabilmekteyiz, Ancak her insanın gelişimini ayrı ayrı incelediğimiz zaman, farklı gelişim özellikleri gösterdiğini görmekteyiz. Böylece her öğrencimizin gelişimini ayrı ayrı tanımanın önemi daha iyi ortaya çıkmaktadır.

Bir insanın gelişimi hem başkalarından farklı olmakta hem de insanın kendi özelliklerinin gelişimi kendi içinde farklılık göstermektedir. Örneğin bir çocuk yürümeye, konuşmaya başlamada, belli bazı kavramları edinmede boy ve ağırlıkta yaşıtlarından önde veya geride bulunabilmekte; diğer yandan ağırlık, boy, zihin gücü, diş çıkarma, kuvvet gibi özelliklerinde de değişik gelişim seviyesinde bulunabilmektedir.

Bir insanın sahip olduğu özellikler birbirinin ardı sıra gelişmezler. Başka bir deyişle insan bir alanda gelişimini tamamladıktan sonra diğer bir alanda gelişmeye başlamaz.

Kısaca bir insanın kişilik özellikleri değişik hızda, bir bütünlük içinde bir arada, derece derece ve devamlı olan bir gelişim içinde bulunurlar.

Gelişimin Hızlı Olduğu İlk Yaşların Eğitimdeki Önemi Büyüktür

Çocuk doğumdan sonra bütün alanlarda hızlı bir gelişim içindedir. Beden gelişimi 4 yaşına kadar çok hızlıdır. 12-14 yaş arasında beden gelişiminde tekrar görülen bir hızlanma ilk yaşlarınki kadar değildir. Duyu organları üç yaşına kadar, oldukça iyi bir şekilde görevlerini yapacak duruma gelir. Sinir sistemindeki gelişmede ise çocuğun, yetişkinlik çağında ulaşacağı seviyenin yüzde doksanını, altı yaşına kadar tamamladığı görülür. İki yaşına kadar zekâ gelişiminin seviyesi

Hakkında yeterli bilgiye sahip olmamamıza rağmen iki yaşından sonraki hızlı gelişime bakarak zekânın da ilk iki yılda hızla geliştiğini tahmin etmekteyiz.

İlk çağlardaki bu hızlı gelişimde öğrenmenin payı çok büyüktür. Çünkü çocuk bu çağda hızlı bir öğrenme içindedir. Kendi çevresini tanımak için yaptığı çabalar ona pek çok şeyler öğretmektedir. Okul çağına kadar, birçok kişilik özellikleri çocukta yerleşmeye ve kökleşmeye başlar. Bunların etkileri okulda ve okuldan sonraki çağlarda da görülür.

Bu yüzden çocuğun kişiliğini tanımaya çalışırken 1-6 yaş arasındaki gösterdiği gelişim özelliklerinin ve çevre değişkenlerinin çok iyi incelenmesi gerektir. Çocuk, bu yaşlarda edindiği yaşantılarla birlikte sınıfına gelir. Çocuğu bu yaşantılarının etkilerinden kurtarmak mümkün değildir.

Öğrencinin okulda öğrendikleri ile daha önceki yaşantılarının arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Bu yüzden öğrencinin bu yaşantılarını tanımadan, onda istenen davranış değişikliğini meydana getirmek çok güçleşir. İlkokulun son sınıflarında ve daha ileriki okullarda, okul öncesi edinilen yaşantıların etkisi daha da artmaktadır. Dolayısıyla bu etkiler yetişkinlik çağında da kendini göstermektedir.

Gelişim Hızındaki Kişiye Göre Sabit Kalmaktadır

Her insan, gelişiminde, yavaşlama ve hızlanma olmasına rağmen kendine göre genel bir gelişim biçimi göstermektedir. Çocuk, ilk yaşlarındaki bireysel farklılığını, ileriki yaşlarında da devam ettirmektedir. ilk yaşlarda boyca kısa olan çocuk, yetişkinlik çağında da boyca kısa olmakta; ilk yaşlarda zeka yönünden geri olan ileriki yaşlarda da aynı geriliğini korumakta; zeki öğrenciler ileri yaşlarında da bu üstünlüklerini devam ettirmektedirler.

Eğitimde bu kuralın büyük bir önemi vardır. Bu kurala dayanarak öğrencimiz hakkında oldukça yeterli tahminlerde bulunmamız mümkün olabilmektedir. Çocuğun “Küçüklüğünde neyse büyüdüğünde de o olacağım” kestirebilmekteyiz. Ancak bu kuralın dışında kalabileceklerin de bulunacağını hatırdan çıkarmamak gerekir.

Çünkü bir yandan öğrenciyi, tam anlamıyla tanımada zorlukla karşılaşmaktayız, diğer yandan çevrenin elverişsizliği yüzünden gelişememiş öğrencilerimiz de bulunabilir. Bu yüzden olumsuz yönde verilen kararlar çocuğun gelişmesinde yıkıcı olabilir. Ancak iyi yapılmış bir tanımadan sonra, çocuğa rehberlik yapmada bu kural oldukça geçerli kararlar vermemize yardım eder.

Eğitim Yönünden Önemli Gelişim Kuralları

Herhangi bir insan, hayatının her anında, az da olsa, devamlı bir değişme içindedir. Çünkü her insan, çevresiyle devamlı etkileşim içindedir. Böylece, insanın devamlı olarak dokumakta olduğu yaşam örüntüsü hem önceki yaşantıların hem de, o anda çevresi ile kendi arasındaki etkileşimin sonucunda değişikliğe uğratılmaktadır. Bu değişmede geriye dönüş yoktur, ileriye doğru akış vardır. Böylece gelişimin sürecini daha iyi anlamak için, gelişimin devamlı değişme olduğunu ve bu değişmenin ise insanın yaşam örüntüsünde olduğunu hatırdan çıkarmamak gerektir.

Öğrencinin gelişiminin iyi bir şekilde tanınması onun nasıl bir yaşam örüntüsü içinde olduğunu başka bir deyişle nasıl bir gelişim örüntüsüne sahip olduğunu tanımakla mümkün olabilir. Her öğrencinin, kendine has bir gelişimi olmakla beraber, genellikle aynı gelişim devresinde olan öğrencilerin birbirlerine benzeyen yönlerinin oluşu bizi bazı genel kurallara götürmektedir. Böylece bu genel kurallar öğrenciyi tanıma işimizi kolaylaştırmakta ve her öğrencinin gelişiminin bireysel yönlerini tanımaya zaman ayırmamıza yardım etmektedir.

Bütün insanlar için geçerli olabilen gelişimin genel kuralları şunlardır:

Gelişim, Kalıtım ile Çevrenin Etkileşiminin Ürünüdür

Kalıtım bir insanın ana-babasından getirebildiği var kuvvetleri ifade etmektedir. Başka bir deyişle bir insan birçok yönleri ile ana babasına veya daha önceki soyuna çekmektedir. Diğer yandan insan ana-babasından getirebileceği var kuvvetlerini bir çevre içinde ve çevre ile etkileşerek geliştirebilmektedir. Böylece kalıtım ile çevrenin birbiri ile etkileşimi insanın gelişim örüntüsünü dokumaktadır.

Kalıtım (Soyaçekim) : insanı meydana getiren ilk hücre babadan gelme spermle, anadan gelme yumurtanın rahim içinde birleşmesiyle meydana gelir. Bu birleşmeye döllenme diyoruz. Döllenme sırasında sperm ve yumurtanın her birinde 23 er kromozom vardır. Döllenme meydana gelince bu 23 er kromozom çift çift birleşerek 46 kromozomluk fakat 23 çift halinde bir hücre meydana getirir.

Bu kromozomlarda binlerce gen vardır. Çift, çift bulunan kromozomların genleri de birbirlerini etkileyerek birleşirler. Bazı genler baskın (dominant) bazı genler ise çekilgen (recessif)’tir. Genlerin birleşmesi sırasında baskın genler çekilgen genlere üstün gelerek getirdiği özelliğin yeni organizmada meydana çıkmasına sebep olur. Böylece baskın gen anadan geliyorsa ananın, babadan geliyorsa babanın özelliği çocukta görülür. Örneğin çocuğun gözünün rengi, bu etkileşimin sonucunda baskın çıkan genin etkisiyle ya ananın ya babanın gözüne benzer.

Anadan-babadan gelen 23 çift kromozomun 22 çifti birbirine benzer. Yalnız bir çifti birbirinden farklıdır. Bunlara X ve Y kromozomları denir. Anadan gelen yumurtada daima X kromozomu vardır, fakat babadan gelen spermde ya X ya Y kromozomu bulunur.

Spermde X kromozomu bulunursa ananın X kromozomu ile birleşerek çocuğun kız olmasını sağlar. Ama spermde Y kromozomu bulunursa ananın X kromozomu ile birleşerek çocuğun erkek olmasını sağlar. Kalıtımda genlerin rolü çok büyüktür. Bir çocuğun ana-babasından ve soyundan getirebileceği bütün özellikler genler aracılığı ile olmaktadır.

Çevre: Her organizmanın hem bir iç çevresi hem de, organizmanın içinde yaşadığı bir dış çevresi vardır. Organizmanın iç çevresindeki hücreler, organlar devamlı bir enerji akımı içinde etkileşim halindedir.

Organizmanın dış çevresinde ise organizma ile onu çevreleyen rahim içindeki su, ısı, basınç vb. dış etkiler; doğumdan sonra yine ısı, hava, rutubet gibi etkenlerle onu çevreleyen canlı, cansız varlıklar bulunmaktadır. Böylece insan döllenmeden doğuma, doğumdan ölüme kadar bir çevre içinde yaşamak zorundadır.

Bu çevrenin insana olan etkileri ve insanın bu etkilere yaptığı tepkileri, onun soyaçekimle getirdiği var kuvvetlerinin meydana çıkmasına yardım eder. Böylece insanın gelişimi kendisi ile çevresinin etkileşimine dayanarak devam eder, gider.

Kalıtım-Çevre etkileşimi: Yeni organizmanın kromozomlarında bulunan genlerin değişik şekillerde birleşimi ile organizmanın gelişimi hem sınırlandırılmış, hem de bir yöne doğru yöneltilmiş olur. Fakat kalıtım yoluyla gelen var kuvvetlerle çevrenin kuvvetleri birbirine etkileşim yaparak gelişmeyi meydana getirir. Böylece bu iki kuvvetler sisteminin birbirini etkilemesi, insanın davranışlarının biçim kazanmasını sağlar.

Gelişimin bazı yönlerinde kalıtımın, bazı yönlerinde ise çevrenin daha üstün geldiği görülebilmektedir. Beden gelişimi bunlardan birisidir. Çocuğun ana-babasına veya soyundan birisine vücutça daha çok benzemesi kalıtımın baskınlığını gösterir. Fakat vücudun gelişmesine çevrenin de büyük etkiler yaptığı denemelerle anlaşılmaktadır. Kötü beslenme veya kötü çevre şartları beden gelişiminde gerilemeler veya ilerlemeler meydana getirebilmektedir.

Özellikle eğitim yönünden önemli olan dilin, sosyal davranışların ve ilgilerin gelişiminde çevrenin etkisi kalıtımın etkisine üstün görülmektedir. Zekânın gelişiminde ise kalıtımla soyaçekimin ikisinin de önemli derecede etkide bulunduğu anlaşılmaktadır.

Gelişim hem kalıtıma hem çevreye dayanmaktadır. Elimizdeki bilgiler bunun hangisinin daha önemli olduğunu kanıtlayacak durumda değildir. Okullar, öğrencinin, en iyi bir şekilde gelişimini sağlamak için gereken ortamı hazırlamakla sorumludur. Bu yüzden kalıtım için soyut kavram ve kuralların ortaya çıkarılması ve kalıtım problemleri eğitimden çok biyolojiyi ilgilendirmektedir. Eğitimin, dolayısıyla eğitimcinin görevi, biyolojinin bu bulgularına dayanarak çevre şartlarını öğrencinin gelişimine elverecek şekilde, düzenlemektir.

Sağlıklı Dişler İçin Kalsiyum ve D Vitamini

Güzel dişler bir insanın sağlığı ve görünüşü yönünden o kadar önemlidir ki, Holivuda yeni bir film yıldızı getirildiğinde, güzelleşmesi amacıyla gönderildiği ilk insan, bir diş doktorudur. İskeleti kuran kemiklerin gelişmesi yanı sıra, dişlerin sağlam oluşması da, besinlerle alınan kalsiyum, fosfor, D vitamini miktarına göre değişir. Dişler çıktıktan sonra, her gün yediklerinize büyük ölçüde bağlıdır. Diş çürümeleri, çene kemiği ve diş eti hastalıkları, özel beslenmeyle önlenebilir. Beslenmeniz iyi ise, dişleriniz ve çene kemikleriniz, yıllar geçtikçe daha dayanıklı olur.

Genel sağlığa yararlı bir besinin dişlere de yararlı olduğu görülmüştür. Portlanel, Oregon, San Diego ve Kaliforniyadaki çocuklar üzerinde araştırmalar yapılmıştır. Güneşten daha az D vitamini alan San Diegolu çocuklarda, öbürlerine oranla yarı yarıya fazla diş çürümesi bulunmuştur. Bir çok çürüme, çocuk yada yetişkinlerde olsun, günde 1000 ünite D vitamini alınmasıyla önlenebilir. Kaymaklı süt yada D vitamini eklenmiş özel süt bulabilirseniz çocuklara her gün veriniz.

Yüzlerce insan üzerinde yapılan araştırmalar göstermiştir ki, bir insan günde ortalama 550 ünite D vitamini almaktadır. Çünkü alışılmış besinlerde D vitamini bulunmaz. Bu özelliğe dikkat ediniz. Günlük beslenmenizde D vitamini bulundurmazsanız, kalsiyum ve fosforun kana geçmesi, hücrelere taşınması ve dokulara tutunması görevini yapan D vitamininden yoksun kalırsanız, dişlerinizin yada çene kemiğinin biçimini korumasını beklemeyiniz.

Kalsiyum, diş sağlığı için birinci derecede önemlidir. Teksasdaki ‘Deaf Smith Country’ de toprağın yapısında kalsiyum çok bol olduğundan, bu bölged araştırma yapan uzmanlar, çürük yada çekilmiş diş bulunan hiçbir çocuk yada yetişkine rastlamadılar? Çocuklar yeterince süt içer, büyükler yeterince yo? ğurt yerse, gerekli kalsiyum alınır. Besinlerle kan yeterli kalsiyum sağlanmazsa, kemik ve dişlerde kan kitlesine kalsiyum sökülür, bu arada diş denti ve minesi içten erimeye başlar. Dişleri saran alveo kemiklerinin erimesiyle diş etleri çekilir, diş salla nır, diş etleri mikroplanır, eğilen dişler arası açıla rak çirkin bir görünüş ortaya çıkar. Bütün dişleriniz çekilmiş olsa bile, yeterince kalsiyum almıyorsanız, kemikten kalsiyum sökülmesi sürer ve takma dişin tutunması zorlaşır, ağızda oynar, kısa zamanda damaklara uymaz duruma gelir. Çene ‘kemikleri günde güne küçülür, ilk yapıldığında oynamayan takıma dişler, 5-6 ay sonra yerine uymaz. Oysa, kalsiyumlu besinler alınırsa, çene kemiği de kuvvetlenir ve protez iyi oturur.

Diş çürümesine yol açan en büyük düşmanlar, misafir şekeri, çukulata, bisküvi, grisini, şekerli içkiler ve her çeşit rafine şeker ve undan yapılan besinlerdir. Ağızdaki bakteriler şekeri asitlere dönüş türür, bu asitler de diş minesindeki kalsiyumla birleşerek yapı bozukluğuna, çürümeye yol açar. Michigan üniversitesinden Dr. Bunting ve arkadaşlarının yaptıkları bir deneyde, dişlerinde çürük olmayan bir çocuk topluluğuna her gün şeker verildi. 6 hafta içinde çoğunda çürüme başladı, ve şeker yenmesi bırakılınca çürüme durdu. Çikletlerde bile diş çürütecek kadar şeker vardır. «En iyisi damla sakızı çiğnemektir; dişleri çürütmediği gibi çürümeyi önler; dişleri temizler ve diş etlerini kuvvetlendirir.»

Kendi dişlerinizi ve çocuklarınızınkini korumak istiyorsanız, her çeşit rafine şekeri yemekten kaçınmalısınız.

B topluluğu vitaminlerinin diş çürümesini önlemede payları vardır. B-5 verilmeyen hayvanlarda çabuk çürüme görülmüştür. Yeterince B-3 almayan insanların ağız temizliği iyi değildir; dilleri paslı ve nefesleri kötü kokuludur ve dişleri daha çabuk çüı ümektedir.

C vitamini, diş yapısında madenleri tutan sağlam bir dış zar oluşmasına katkıda bulunmaktadır. Sonuç olarak, bütün vitamin ve madenler, dişlerin mizel kalmasına yardımcı olur. Dişleri çürümeye başlayan bir insan, doğal beslenmeye hemen dönmelidir.

Dişler sağlam olsa da diş etleri sağlıklı olmadıkça, güzel görünüşlü bir gülüş görünmez. C vitamini yetersizliği varsa, diş etleri dayanıksızdır ve kolay kanar, dişten sıyrılır, piyore çabucak yerleşir. Diş eti sağlıklı olmayan insan, günde 300 mg. C vitamini aldığından emin olmalıdır. Sabahları içeceğiniz bir büyük bardak narenciye “portakal mandalina, limon, altıntop” ya da domates suyu, dişetlerinin pembelik ve direncini artıracaktır. Diş ve dişetlerinin sağlamlığıyla ün yapan Macar ırhı, her gün yedikleri kırmızı ve yeşilbiberden çok bol C vitamini almaktadırlar. Bu biberler öylesine tatlı ve lezzetlidir ki, yemek sonlarında peynirle, meyva yerine yenmektedir.

A vitamini yetersizliği de önemli diş eti hastalıklarına yol açmaktadır. Kansızlık, diş etlerinde hemen göze çarpar ve çirkin bir soluklukta gösterir. Böyle durumlarda, kanı kırmızı yapan demiri de bolca beslenmenize ekleyiniz.

Gözler İçin Gerekli Gıdalar

Gözleriniz, genel sağlığınızın bir aynasıdır. Güzel ve ışıl ışıl gözler, sonsuz bir enerjiyle yüklü ve tam sağlıklı bedende bulunur. Mutsuz anlarınızda gözleriniz sönük, ışıksız, baygın bakar Hastalığın acılarını ilk anlatan, gözlerdir. Eğer insanların gözlerine bakmayı öğrenirseniz, «nasılsınız?» sorusunu sormadan, beden ve ruh sağlıklarını anlarsınız.

Bedene gerekli tüm maddelerin, ola ki gözlerin sağlığında bir payı vardır. Bazı vitaminlerin azlığı, kısa zamanda görüş bozukluklarına yol açmaktadır. A vitamini etkisi çok iyi bilinmektedir. A vitamini, bir kameradaki film gibi gördüğünüz cisimlerin fotoğrafını almada kullanılır. Işığın göze değmesyle fotoğraf alınır ve A vitamini bir film gibi kullanılır ve tükenir. Eğer, görmenin normal sürmesi isteniyorsa, kan dolaşımıyla sürekli olarak gözlere A vitamini taşınmalıdır. Kanda sürekli olarak bulunması için de, yenen besinlerden bu vitamin alınmalıdır.

Beslenmenizde A vitamini eksikliği varsa, parlak ışıklara karşı gözleriniz duyarlı olur; güneş gözlüğü takınca rahat edebilirsiniz ve görme yorgunluğundan yakınabilirsiniz. Sizi bir göz gerginliğinden daha çok yoracak ne olabilir ki? Bunu ilk anda fark etmeseniz bile, geceleri görme yeteneğiniz normale yakın değildir. Karanlık sinemada oturacağınız yeri bulmakta zorluk çekersiniz. Gece araba sürerken, karşıdan gelen arabaların farları sizi bir an körleştirir ve kaza yapabilirsiniz. Bu durum, sizin ehliyetsiz sürücü olmanıza yol açar.

A vitamini eksikliği önemliyse, görme yorgunluğu ve ışığa duyarlık, giderek artar; gözler ağrır, göz kapakları yanar, kimi zaman gözlerinizin parlak kömürler gibi yandığını hissedersiniz. Böyle dayanıksız gözler, göz hastalıklarına da kolay yakalanır.

Gözlerinin sağlığını korumak isteyen yetişkin insan, bir günde en az 10.000 ünite A vitamini almalıdır; günde 25.000 ünite daha bir iyidir. Gözlerini saatlerce kullanmak, kuvvetli yada zayıf ışıkta görmek zorunda olanlara, gözlerini az kullanana oranla daha çok vitamin gereklidir. Bir parça eksiklik varsa, 100.000 ünite yada daha çok vitamin alınınca, kana geçişinden sonra görüş yeteneği birkaç saat içinde normale dönebilir. Önemli A vitamini eksikliğini tedavi eden doktorlar, çoğu kez 4-6 haftalık bir süre içinde, her gün 100.000 ünite kadar A vitamini verirler.

A vitamini, göz güzelliğine de katkıda bulunur. Göz yaşı salgısını taşıyan kese ve damarların ve bütün beden salgı bezleri mukozasının sağlığı için bu vitamin gereklidir.

Parlaklık, pırıltılar ve gölge oyunlarıyla ilgi çekici gözler oluşturan, gözyaşlarıdır. Bunun yanında, ışığa duyarlık nedeniyle gözlerin kamaşması, gözü yarı yarıya küçültür.

İyi görmeyle B-2 vitamini de ilgilidir. Yaşı altmışı aşanlarda B-2 eksikliği çok görülse de bunun nedeni yaşlılık değil, yaşlıların iyi beslenemeyişidir; az yerler ve bilmeden karın doyururlar. B-2’nin en iyi kaynakları: Çiçek tozu, bira mayası, karaciğer, böbrek, yürek, süt ürünleri ve yeşil sebzelerdir. Bunları yemeyen insanlarda B-2 eksikliğinden oluşan görme bozuklukları söz konusudur.

Kötü bir sağlığın belirtisi olarak çok sık karşılaşılan düşünsel gerilim «sinirsel tansiyon», görme damarlarını etkileyerek görüşü bozabilir. Göz merceği, ince sfinkter kaslarla çevrelenmiş ve tutunması sağlanmıştır. Bu kaslar gergin olduklarında büzülerek göz merceğini dışa doğru bükerler, ve bu şekilde miyopluk oluşur. Sinir ve kas dokularının gevşemesi ve sağlığı için gerekli olan kalsiyum ve D vitamini eksik verilen deney köpeklerinde miyopluk meydana gelmektedir. Şayet bilinçsiz beslenme, bilimsel özel beslenmeyle yer değiştirirse, gözler de sağlığına kavuşur.

Süt ürünlerinin az yendiği ve D vitamininin belki de besinlerle hiç alınmadığı yoksul evlerinden gelen okul çocuklarının % 60’ında miyop bulunduğu, oysa varlıklı aile çocuklarında oranın % 10’a düştüğü görülmektedir. İyi görmek için, özellikle kalsiyum ve D vitamini varlığı gereklidir.

Katarakt hastalığının, beslenmeyi bilinçsizce düzenlemeye bağlı olduğundan pek az kuşkulanılır. Az gelişmiş ülkelerde, özellikle Hindistanda katarakt olayları Amerikaya oranla çok yaygındır ve genç yaşlarda da sık görülür. Deney hayvanlarında B-2, C vitamini, ve proteinden sadece birinin eksik olduğu beslenmede katarakt meydana geldiği, deney hayvanlarında gösterilmektedir. Başlangıç devresindeki katarakt, beslenmenin düzeltilmesiyle iyileşir. Beslenme bozukluğu önlenmezse, sürekli körlükle sonuçlanabilir. Bir insan yaşlandıkça ve gençlik çağlarına oranla daha az yemeye başladıkça, seçtiği besinlere özel bir dikkat harcamalı, kataraktı önleyici besinlere yer vermelidir. B-2 almak için, süt ürünleri, yeşil renkli sebzeler, iç organlar, bira mayası ve çiçektozu; C vitamini sağlamak amacıyla, yeşil renkli sebzeler, narenciye ve protein almak için yumurta, et, iç organlar, yağlı tohumlar, yoğurt, peynir, vb. doğal besinleri yeterince yemelidir.

Saç Bakımı İçin Beslenme İpuçları

Sağlıklı görünen saçlar genel olarak iyi sağlık ve iyi saç bakımı uygulamalarının bir göstergesidir. Sağlıklı bireylerin diyetlerinde yeterli besinleri vardır. Bununla birlikte, bazı insanların sağlıklı beslenme konusunda bilinçsizdir, bazıları ise kafa derisi ve cildini etkileyen beslenme kusurlarına yatkınlık gösteren tıbbi hastalıkları vardır.

Sağlıklı saç bakımı için önemli olan; vitamin, mineral, besinler, yaşamsal aktiviteler ve yiyecekler hakkında derlediğimiz makalemizi okumaya devam edebilirsiniz.

Vitaminler

İyi bir multivitamin, sağlık ve beslenme temeli olabilir. Deri ve saçtaki değişiklikler, altta yatan bir vitamin eksikliğinin varlığına dair ipuçlarına sahip olabilir.

Ek programa B6, biyotin, inositol ve folik asit eklemek de önemlidir. Magnezyum, kükürt, silika ve çinko gibi bazı minerallerin de sağlıklı saçı korumak için çok önemli olduğu bulunmuştur.

Vitamin B1, B2, Niasin ve Pantotenik Asit

Azaltılmış tiamin (vitamin B1), riboflavin (vitamin B2), niasin ve pantotenik asit seviyeleri saç folikül hücrelerinin yetersiz beslenmesine katkıda bulunabilir. Günlük 25-50 mg doz aralığı tavsiye edilir.

Folik asit

Folik asit, azalan saç folikül hücre bölünmesine ve büyümesine katkıda bulunabilir. Folik asit de vücuttaki sağlıklı metiyonin düzeylerinin korunması için gereklidir. Folik asit eksikliğinin belirtileri anemi, apati, yorgunluk ve beyaz saçlarıdır. Günlük 400-800 mcg’lik bir terapötik doz tavsiye edilir.

C Vitamini

C vitamininin temel işlevlerinden biri, saç folikülü içinde bulunan bağ dokusu türünü sağlıklı kollajen üretmeye ve sürdürmeye teşvik etmektir. C vitamini güçlü bir antioksidandır ve yakınlardaki kan damarlarında bulunan foliküller ve hücreleri korur. Cilt ve saç bakımı için günlük 100-200 mg C vitamini tavsiye edilir. Bioflavonoidli C vitamini günde bir ila iki gram yeterlidir.

E Vitamini

E Vitamini, saç foliküllerinin hücre zarlarının bütünlüğünü korumaya yardımcı olur. Vitamin, hücre zarlarına fiziksel stabilite sağlar ve sağlıklı bir cilt ve saç için antioksidan görevi görür. Günlük E vitamini dozu 50-400 IU’luk tedavi aralığında olmalıdır. E vitamini ve selenyum, hücre içindeki peroksit konsantrasyonunu azaltarak serbest radikaller tarafından hücre zarına saldırıları önlemek için birlikte çalışır.

Beta karoten

Beta-karoten de saç bakımı ve büyümesi için önemlidir. Bunun sebebi;

  • Vücudun ihtiyacı olan beta-karotenin A vitaminine dönüşmesine
  • Normal büyümenin ve kemik gelişiminin korunmasına
  • Sinir lifleri etrafında koruyucu kılıfın korunmasına
  • Sağlıklı cilt, saç ve tırnakların desteklenmesine yardımcı olmasıdır.

Beta karoten için dozaj günlük 10.000 ila 15.000 IU’dur.

Antioksidanlar

A, C ve E vitaminleri, deri hücresi döngüsünü ve kolajen sentezini arttıran antioksidanlardır. Topikal olarak uygulandığında bu vitaminler, ultraviyole ışığın ve çevresel kirleticilerin zararlı etkilerinden erken yaşlanmaya karşı koruma sağlar.

Selenyum

Selenyum iyot metabolizması için gereklidir. Vaka çalışmaları selenyum eksikliğinin kansere, kalp hastalığına ve zayıf saç büyümesine yol açabileceğini göstermiştir. Günde 25-50 mcg selenyum takviyesi önerilen dozdur.

Eser elementler

Vücudun kalsiyumunun bir kısmı, saç folikülü hücrelerinde hücre zarı fosfolipidleri üzerinde etkili olan hücre mediyatörlerini uyarır. Çoğu insan, önerilen günlük kalsiyum alımını karşılamamaktadır. Önerilen doz günde 100-200 mg kalsiyumdur.

Çinko, normal folikül hücre bölünmesine yol açan DNA ve RNA üretimi için gereklidir. Çinko ayrıca hücre-membran yapılarını stabilize etmekten ve süperoksit radikallerinin parçalanması ve uzaklaştırılmasında yardımcı olmaktan sorumludur. Çinko topikal uygulamalarının 5-AR tip II’nin saç dökülme aktivitesini azalttığı gösterilmiştir. Önerilen dozaj, günde 15 mg çinko (çinko amino asit şelat formunda) şeklindedir.

Çinko eksiklikleri ve ilişkili herhangi bir saç sorunu, özellikle genç kadınlar olmak üzere düşük kalorili diyetlerle ilişkili olabilir. Çinko et, yumurta ve deniz ürünlerinde bulunur.

Demir eksikliği mikrocytic ve hipokromik anemiye neden olur. Dahası, deri ve pilo yağ folikülleri dahil diğer organların çoğu etkilenir.

İyot – Suboptimal tiroid fonksiyonu anormal saç büyümesine yol açabilir. İyodin uygun tiroid fonksiyonlarını desteklediğinden, günde 112-225 mcg iyot (kelp şeklinde) önerilen dozdur.

Saç Bakımı ve Amino asitler

Dört sülfür içeren amino asitten biri olan L-Metionin, saç hücrelerine yeterli miktarda kükürt sağlayarak saç mukavemetini destekler. Sağlıklı bağ dokusu oluşumu için kükürt gereklidir. Saçlara normal büyüme ve görünüm için kükürt gerektirir.

L-Cystein kükürdün sağlanmasıyla saç mukavemetini destekler. Deri, tırnak ve saçlar L-Sistein bakımından yüksektir. Saç dökülmesinde eksikliğinin bir faktör olabileceğine dair kanıtlar vardır. Diyetin buna göre takviyesi faydalı olabilir.

L-Lizin – Erkek model kelliklerinin Asyalılar’dan Amerikalılara göre daha az olduğu dikkat çekicidir. Bu kısmen, Asya diyetinin, L-Lizin açısından zengin olması nedeniyle, sebzelerde ve bir şekilde 5-alfa-redüktazı etkileyen bitkilerde amino asidi inhibe eden bir enzimdir.

Çoklu doymamış yağ asitleri (PUFA’lar)

Hücre yapısında, bariyer fonksiyonunda, lipit sentezinde, inflamasyon ve bağışıklıkta önemli bir rol oynarlar. PUFA’lar kuru, pullu cildi azaltmaya yardımcı olur. En popüler kaynaklar ceviz, balık yağı, keten tohumu yağı vb. Yağlardır. Az yağlı ve yağsız diyetlere sahip insanlar, beslenmeyle ilişkili saç dökülme riski taşırlar çünkü saçlar esansiyel yağ asitlerine ihtiyaç duyarlar. Esansiyel yağ asidi eksikliği kafa derisi ve cildin kurumasına neden olur. Bunlar foliküler sağlığı destekleyen hayati besinlerdir. Folikül sağlıklı değilse, saç dökülmesi veya incelmesi meydana gelir.

Dolaşım ve Saç Bakımı

Son ve genellikle gözden kaçan bir faktör, saça oksijen ve besinlerin dolaşımıdır. Mükemmel dengeli bir ek bile saçlara yeterli kan akışı olmadan etkisiz olacaktır. Saç dökülmesi kan akışının normal seyrinde olmamasından dolayı olabilir veya şiddetlenir. Bu nedenle dolaşımın arttırılması faydalı olabilir. Bu, nitrik oksit üretimini veya anjiyogenezini uyaran topikal tedaviler yoluyla başarılabilir.

Kafein ve taurinin besin alımı ve metabolizması üzerindeki uyarıcı etkileri de yararlı olabilir. Eklenen bir nokta, kafeinin dihidrotestosteron ve saç dökülmesi üzerindeki olası etkisidir. Kafein dihidrotestosteronun neden olduğu saç kaybını azaltmak için yapılan çeşitli çalışmalarla gösterilmiştir. Çalışmalar topikal olarak başarılı olmuştur, ancak oral kafeinin etkileri saç bakımı ve sağlığı açısından şu anda test edilmemiştir.

Çocukla Yaşanılan Sorunların Evlilik Üzerindeki Olumsuz Etkileri

Çocuğun kişisel gelişimi için verilen eğitimler sırasında, eşler arasında birtakım fikir ayrılıkları gözlemlenebilmektedir. Bu durum, zaman zaman onların arasında tartışmalar yaşanmasına sebep olmaktadır.

Çocukla Yaşanılan Sorunların Evlilik Üzerindeki Olumsuz Etkileri

Çocukla ilgili karşılaşılan sorunlarda, anne ve babalar sorunları gerektiği şekilde çözümleyemedikleri zaman, oldukça olumsuz tatsız kavgalar yaşayabilmektedirler. Sorunların zaman içinde çoğalmasıyla birlikte, evlilikler sonlanma aşamasına bile gelebilmektedir.

Çocuğun büyütülmesi sırasında, eşlerin fikir ayrılıkları yaşaması oldukça sık rastlanan bir durumdur. Örneğin anne çocuğun her isteğinin yerine getirilmesini savunurken, baba biraz daha sert bir disiplin yolunun takip edilmesi gerektiğini öngörebilir.

Uzmanlar, yaşanılan tartışmaların çocuğun 2 ile 6 yaş arasında şiddetlenmeye başladığını gözlemlemişlerdir. Bunun sebebi, bu yaşlarda çocukların inatlaşma ve güç gösterilerinin artmaya başlamasıdır.

İnatlaşmaya başlayan çocuk, bir süre sonra anne ve babasının sadece kendisiyle ilgilenmesini isteyecektir. Kendilerine baş başa kalma ve dinlenme imkânı sağlayamayan ebeveynler, yıpranır ve bu süreci kavgalar takip eder. Buna ek olarak, uyku problemleri de yaşayan çocuklar, anne ve babalarının tüm dinlenme ihtiyaçlarına el koyarlar. Böylelikle, çocuğun eğitimiyle ilgili sorunlar yaşayan bireyler, ilişkileri için gerekli olan çabayı da gösterememeye başlarlar. Eşler arasında örülen bu duvar, onların boşanmasını takip edecek acı bir tabloyla sona erer.

Genele bakıldığı zaman, herhangi bir sınır belirlemeden tüm vaktin çocuğa ayrılmasının ne kadar kötü sonuçlar doğurabileceği görülebilmektedir. Yavruları için en iyisini isteyen anne ve babalar, bu şekilde davranarak, ne onlara nede birbirlerine yardımcı olmuş olurlar. Boşanmış bir çiftseniz, yaşayabileceğiniz zorluklar düşünüldüğünde, en başta gerekli önlemlerin alınmasının ne kadar doğru olduğu anlaşılabilmektedir. Çiftlerin, çocukları kadar birbirlerinin de ilgisine ihtiyaç duydukları unutulmamalıdır.

Bu konuda zorlanmaya başlamadan, önlem olarak ebeveynlerin bir uzman yardımına başvurmaları çok yardımcı olacaktır. Böylelikle, çocuğun gelişimi için gerekli ortak kararların alması sağlanabilir ve eşler birbirlerine daha anlayışlı davranabilirler. Anne ve babası mutlu olmayan çocuklar, gerekli kişisel gelişimlerini gösteremezler. Huzurlu aile ortamı, her bireyin ihtiyaç duyduğu bir olgudur.

 

 

Çocuk üzerinde Babanın Payı

Çocuklar doğduklarında

Çocuk sahibi olmak erkek ve kadın için hayatının en önemli dönemeçlerinden biridir. Yaşamlarının her anını değiştirecek olan bu yeni kavram olan ebeveynlik mutlu aileye yeni birçok sorumluluk yükler. Modern toplumda kadının çalışma hayatına katılmasıyla, erkeğin çocuğun bakımına katılma süreside uzamıştır. Bu uzamış zamanla birlikte evlilik ilişkisinin uyumlu olduğu ailelerde, baba çocuk bakımına daha çok katılmaktayken, evliliklerinde problem yaşayan bireylerde ise durum bunun tam tersi olduğu görülmektedir.

Çocuk büyürken

Gelişim; bedensel, zihinsel, duygusal, sosyal ve cinsel alanları kapsayan çok boyutlu bir sistemdir. Çocuğun çevresine ilişkin edindiği ilk deneyimler ailede başlar ve çocuk büyüdükçe edindiği bu tecrübeler sosyal yaşamında ona rehber olur. Çocuklar ailelerinde yaşamış olduğu tecrübeleri içselleştirirler bu içselleştirilen anılar daha sonra etkileşim kurduğu kişilere karşı algılarının ve duygularının oluşturmasının temelinin oluşturur.

Baba, anne kadar etkili olabilir mi?

Yapılan çalışmaların büyük bir kısmı anne-çocuk ilişkisi üzerine olsa da, baba-çocuk ilişkisinin ihmal edilemeyecek kadar önemli olduğu fikri son yıllarda daha bir önem kazanmaktadır. Anne ve babalar çocuklarının hayata hazırlama sürecinde oldukça önemli bir rol üstlenmektedirler. Anne ve babanın çocuğun hayatında bir arada var olması sonucunda çocuk farklı ve çok sayıda uyarana maruz kalır buda bu birlikteliğin çocuğun sosyalleşme süreçlerinde ne denli önemli olduğunu göstermektedir.

Babanın çocuk bakımına katılmasıyla

Psikanalizin babası sayılan Freud psikoseksüel kuramında gelişim evrelerinin öneminden bahseder. Kişiliğin ilk altı ayda oluştuğunu söyleyen Freud kişiliğin oluşmasıyla sürecinde çocuğun bu dönemde ihtiyaçlarının karşılanıp karşılanamamasına göre çevresiyle ve dürtüleri ile nasıl etkileşim kurduğuna değinir.

Modern hayatla beraber rollerin değişmesiyle babalar geçmişe oranla daha fazla çocuklarıyla zaman geçirmektedirler. Babalık rolünü sadece çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak ve onu disipline etmek olarak görmeyen babaların çocuğunun hayatına değer kattığı açıkça görülmektedir. Babanın çocuğun yaşamına aktif katılımıyla çocuklardaki empati yeteneklerinin arttığı, problem çözme becerilerinin, sosyal yaşama uyum sağlamalarının daha kolay olduğu, özgüvenlerinin ve iç denetimlerinin geliştiği gözlemlenmiştir.

Babanın cinsiyet rollerindeki rolü

Bebeklik döneminde ailelerin seçtiği oyuncaklar ve giysilerle başlayan büyüme süreci çocuk büyüdükçe aynı cinsteki ebeveynini model almasıyla devam eder. Baba olan ebeveyn erkeksi özelliklerini ebeveyn rolüne taşıyarak çocuğa birden fazla cinsiyet modeli sunmakta ve cinsel kimliğin gelişmesini kolaylaştırmaktadır. Babanın özellikle erkek çocukları üzerinde rol model olduğu ve ne kadar önemli olduğu görülmektedir. Ancak bunu tek belirleyici olduğunu söyleyemeyiz, babasız büyüyen pek çok çocuğun sağlıklı kimlik geliştirdikleri gözlenmektedir. Önemli olan çocukla samimi ve duygusal bir bağ kurulmasıdır.

Babının işlevselliğe katkısı

Araştırmalar babanın çocuk bakımına katılmasının olumlu etkilerinin yalnızca çocukla sınırlı olmadığını tüm ailenin bu olumlu atmosferden etkilendiğini göstermektedir. Baba rol model olmasıyla aile içi ilişkiler, sınırlar, güven, iletişim, bağlılıkla işlevsel bir hal alırken, çocuğun sosyal yaşamında arkadaşlarıyla kurduğu ilişkilerde daha sağlıklı olduğu görülmektedir. Özetle babanın da çocukların gereksinimleriyle ilgili olmaları çocuğun gelişimde en az anne kadar önemli bir yer tutuğu görülmüştür.