Genç Osman

Genç Osman adı ile tanıyacağımız 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesi olan II. Osman, 14 yaşında iken amcası Sultan I. Mustafa’nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. İyi bir eğitim görmüş olan II. Osman; Arapça, Farsça, Latince, Yunanca ve İtalyanca gibi dillere hâkimdi. Aynı zamanda yönettiği insanlar tarafından Devlet-i Alliyye’nin tarihinde tahttan indirilerek katledilen tek padişahtır. Kimilerine göre ilk reformculardan birisi olan Genç Osman, kimilerine göre de haksız yere katledilen bir yönetici idi.

Genç OSman Ve Tahta Geçişi

Genç Osman’ın tahta geçirilmesindeki en büyük pay I. Mustafa’nın akli dengesinin bozuk olmasıydı. Devlet büyükleri padişahı bu şekilde yönetimi idare edemeyeceğine karar verdiklerinde odasına kilitlenen I. Mustafa’nın ardından II. Osman’ı 26 Şubat 1618 tarihinde tahta geçirdiler. Fakat I. Mustafa’nın bu 97 günlük kısa saltanatının devlet hazinesine büyük bir olumsuz etkisi yansıdı. Şöyle ki, tahta çıkan her padişah askere cülus dağıtırdı. 3 ay ara ile padişah değişimi yaşanmasının neticesinde iki sefer cülus verilmesi ve bu törenler devlet hazinesine büyük olumsuzluklarını yaşattı.

Genç Osman yenilikçi bir padişah olarak kabul edilirdi. Tahta geçer geçmez amcası I. Mustafa’yı tahta çıkaranların bulunduğu devlet görevlilerini değiştirdi. Sadaret Kaymakamı, Şeyhülislam, Rumeli Kazaskeri ve Hekimci başı gibi görevlere yeni kişiler getirerek bazı kaynaklara göre niyeti bozuk, çıkarcı, padişah için olumsuz etki sahibi görevlilerden kendisini ve makamını temizlemeyi hedefledi. Fakat bu devlet görevlilerinin değişiminin beraberinde kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı.

Aynı zamanda Genç Osman, Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişahlar saray dışından evlenmez iken, kendisi Fatih Sultan Mehmet devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es’ad Efendinin ve Pertev Paşa’nın kızları ile evlendi.

Sultan Genç Osman tahta çıktığı sırada Sadrazam Halil Paşa, İran seferindeydi. Osmanlı ordusu Pul-i Şikeste’de yenilmesine rağmen, İranlılar, mukaddes saydıkları Erdebil şehrinin Osmanlılar’ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler. Serav sahrasında, daha önce iki devlet arasında imzalanan Nasuhpaşa antlaşması temel alınarak imzalanan Serav antlaşmasıyla barış tekrar sağlandı. (26 Eylül 1618).

Sefer için hazırlıklar devam etmekteyken Genç Osman, 12 Ocak 1621’de kardeşi Şehzade Mehmet’i kendisine rakip gördüğü için boğdurttu. Kaynaklarda Şehzade Mehmet’in ölümünden önce kardeşi Osman’a saltanat sürememesi için beddua ettiği de söylenir. Bu idamın etkisi toplum üzerinde henüz atlatılamamışken, çok şiddetli kar fırtınaları ve ağır bir soğuk İstanbul’u etkisi altına almıştır. Dönemi yaşayan tarihçilerin kaleme aldığı kaynaklarda, denizin tamamen donduğu, Üsküdar ile Beşiktaş arasında yürüyerek insanların karşıya geçtiği ve 15 gün boyunca durmadan kar yağdığı söylenir. Bu şartlarda boğaza gemi giremediği için kıtlık da baş göstermişti. En temel besin olan ekmeğin bile fiyatı fazlaca artmıştı. Halk bu felaketi padişah II.Osman’ın uğursuzluğuna yoruyordu ve bu düşünceler ile Genç Osman’ın tahtındaki makamı sorgulanıyordu.

Tecrübesizlik Ve Sorgulanma

Sultan Genç Osman’ın her şeyin farkında olduğu, ancak tecrübesiz olması yüzünden istediği yenilikleri yapamadığı tarihçiler tarafından not alınmıştır. Anadolu, Mısır ve Suriye’den gelen askerlerden oluşacak yeni bir ordu kurmak istediği,aynı zamanda saray, harem ve ilmiye teşkilatlarını yeniden kurmak, yeni kanunlar çıkarmak gibi yenilikçi düşüncelerini dile getirdiği belirtilmiştir. Kapıkulu Ocakları bu durumdan rahatsız oluyordu ve bunu belli etmekten kaçınmıyorlardı. Şeyhülislam Es’ad Efendi’nin başında bulunduğu ilmiye sınıfı ise fikirlerini belirtmiyordu.

Sultan Genç Osman, Lehistan seferindeki başarısızlığının sebebi olarak askerin gayretsizliğini gördüğünü belirtmişti. Askeri alanda bazı yenilikler yapma fikri böylece gelişmiş ve dillenmişti. İşe Kapıkulu Ocakları’nda değişiklikler yaparak başladı. Yaptırdığı sayımda, asker sayısının maaş defterindeki kişi sayısından az olduğunu anlayınca fazladan para vermeyi kesti. Bu durum da, daha önce fazladan gelen paraları kendi ceplerine atan zabitlerin, Sultan Genç Osman’a düşman olmalarına yol açtı.

İsmail Hami Danişment, Genç Osman’ın artık iyice bozulmaya başladığını düşündüğü ve her geçen gün devletin başına iş açtığını iddia ettiği Yeniçeri ve Sipahi ocaklarını ortadan kaldırarak, bunların yerine Anadolu, Suriye ve Mısır – Türkleri’nden oluşan yeni bir ordu kurmayı istediğini belirtirdi. Genç Osman’ın yenilikçi bir padişah kabul edilmesindeki en önemli fikirler burada yer almaktaydı.

Osman’ın tahta geçtikten sonra yaptığı hatalar sonucu sarayda kendisine oldukça fazla düşman toplamıştı. İlk olarak kendisinin yerine I. Mustafa’nın tahta geçirilmesinde dahli olduğunu düşündüğü Damat Halil Paşa’yı azletti. Ardından da Hotin Seferi’ne giderken Kösem Sultan’ın oğlu olan Şehzade Mehmed’i idam ettirdi. Halkı da huzursuz eden bu hataların ardından en son da gizlice ordu toplamak amacıyla hacca gideceği öğrenilince bu sefer yeniçeriler devreye girdi ve olay halk boyutundan çıkıp bir taht kavgasına dönüştü.Yeniçerilerin haberi aldıktan sonra takındıkları tavır halk tarafından benimsenmemişti. 1622 yılının Mayıs ayına gelindiğinde artık II.Osman, dinsiz ve tehlikeli birisi ilan edilmişti.

Yeniçeri İsyanı

18 Mayıs 1622 günü padişah hacca gitmek için maiyetindeki askerleri Üsküdar’a geçirecekti. Yeniçerilerin ve ulema sınıfının başını çektiği isyan bu tarihte patladı. İsyancılar birkaç yüksek devlet görevlisinin kellesini istiyorlardı. Padişah ise, kendisine istek bildirmeye gelen ulemayı “Bunlar hep sizin başınızın altından çıktı.” diyerek azarlamıştı. II.Osman hacca gitmekten vazgeçtiyse de artık isyanı durdurmak imkansızdı. Padişah, istenilen kişileri isyancılara vermedi. Sonradan bir kez daha görüşmeye kabul ettiği ulemaların fetvasını yırtıp attı.

Bütün bu olanlar ayaklanmacıları daha da kızdırmıştı. İsyancılar I.Mustafa’yı tahta geçirmek istiyorlardı. Padişah otağının Üsküdar’a kurulacağı günden bir gün önce, yeniçeriler Süleymaniye’de toplandılar. Ayaklanan yeniçeriler saraya girip bazı devlet adamlarını öldürdüler. Yeniçeri ve sipahileri ikna etmek isteyen Sultan Genç Osman, yeniçeri ağalarını merhamete getirmeye çalıştı. Ancak bunda başarılı olamadı. Yerine 20 Mayıs 1622 günü amcasıI.Mustafa, isyancılar tarafından padişah ilan edildi. II.Osman ise çok kötü bir şekilde aşağılanarak halkın önünden geçirildi. Yedikule’ye getirilerek burada boğdurulmak suretiyle öldürüldü. Boynuna kement atılarak öldürülmeye çalışılan Genç Osman o esnalarda “Bilmeden size kötülük ettiysem beni affedin. Bakın daha dün padişah idim. Bugün ne hale geldim. Benim halimden ibret alın. Dünya kimseye kalmaz. Şimdiye kadar kimse padişahına karşı böyle davranmadı!” cümleleri ile yeniçerilere yalvardı. Bu sözleri uzun zamanlar boyunca kulaklarda yankılandı.

Genç Osman’a idamından evvel tecavüz edildiği gibi asılsız iddialar mevcuttur. Buna dayanak gösterilebilecek hiçbir bilgiye kaynaklarımızda rastlamadık. Fakat II.Osman’ın idam edilene kadar birçok zulme uğradığı ve aşağılandığı bir gerçektir.

Sultan Genç Osman’ın naaşı, ertesi gün Sultan Ahmet Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra Sultan Ahmet Camii’nde bulunan babasının türbesine defnedildi. Sultan Genç Osman’ın öldürülmesi Anadolu’da bazı isyanların çıkmasına sebep oldu.

Boxer İsyanı

Boxer İsyanı, Çin’in Kuzey Shandong(Santung) bölgesinde faaliyetlerini sürdüren “Boxer Cemiyeti’nin”,  Avrupalılar, Avrupalı sömürgeciler ve hristiyanlara karşı ayaklanmasıdır. Kasım 1899’da başlayan Boxer İsyanı, 7 Eylül 1901’de sona ermiştir. Boxer İsyanı’nı 8 devlet bir araya gelerek bastırabilmiş ve Çin açık pazar haline gelmiştir. Çin topraklarının İkinci Dünya Savaşı’na kadar yabancıların ticaretine sebep olmakla birlikte Qing (Çing) Hanedanlığı’nın da sonunu getirmiştir.

Boxer Cemiyeti- Uyumlu Yumruklar

1864 yılında sona eren Taiping İsyanı’nın ardından 1870 yılında dinsel ve milliyetçi bir oluşum kurulmuştur. Bu oluşum Yi He Quan ( İ Ho Ch Uan) adını almıştır ve Çince  “haklı (adil) ve uyumlu yumruklar”  anlamına gelmektedir. Batıya ise “Boxer (Boksör)  Cemiyeti” olarak geçmiştir.

Boxer Cemiyeti, uzakdoğu dövüş sanatlarını benimsemiş ve Avrupalıların, atalarından kalma mistik inançlarını yerle bir edeceğine inanmışlardır.  Boxerlar için maneviyat ve Çin kültürü o kadar önemlidir ki; kurşun geçirmediklerine ve ölmüş savaşçıların ruhlarının desteklerini alacaklarına inançları tamdır. Boxerların inanç sistemini birkaç örnekle açıklayabiliriz. Örneğin: Batılıların getirdikleri telgraf ağının , hava cinlerinin işi olduğundan şüpheleri olmamıştır.  Batılı devletlere ” Yabancı Şeytanlar” adını vermişlerdir ve  Kutsal Sarı Irmak’ın (Altın Nehir- Huangho) taşmasını bile Hristiyan misyonerlerin işi olarak görümüşlerdir. Bununla birlikte Qing Hanedanlığı’nın iktidarda olduğu sıralarda yaşanan doğal afetler, Boxer Cemiyeti’nin inanılırlığını artırmıştır. Öte yandan gizli güçleri ilke olarak benimseyen Boxerlar, yabancılardan korunmak için çeşitli tılsımlar ve armalar taşımışlardır.

Doğal afetler, gittikçe yoksullaşan köylü, iç ve dış savaşlar, Boxer Cemiyeti için Qing Hanedanlığı’nı devirmek ve yabancıları imparatorluktan atmak için uygun bir zemin hazırlamıştır. Başlarda Qing Hanedanlığı’nı bitirmek amacında olan Boxerlar dönemin imparatoriçesinin stratejik girişimiyle; Qing Hanedanlığı’na sadık kalıp, imparatoriçeyi desteklemeye başlamıştır.

Boxer İsyanı- Batılı Diplomatlar

yüzyılda afyon savaşlarının etkisiyle İngilizlerin Çin üzerinde hakimiyet kurmaya çalışması ve baskıyı artırmasının yanı sıra, Çin- Japon Savaş’larının da bu isyanın başlamasında etkisi büyük olmuştur. Nitekim; ayaklanmanın temelinin 1894’te Japonlar karşısında Çin’in ağır bir yenilgi almasıyla atıldığı kabul edilmektedir. Yenik durumda olan Çin, Japonlara ağır ödünler verir. İngiltere, Rusya ve Fransa devletlerinin araya girmesiyle, Çin rahat bir nefes almıştır. Ancak bu seferde batılı devletlere imtiyazlar vermek zorunda kalmıştır. Çin halkında batıya ve batı değerlerine tepki de bu gelişmeyle başlamıştır.

Qing Hanedanlığı’ndan İmparatoriçe Tsu Hsi ise tehlikenin farkına varmıştır. İmparatoriçe, Çin’in yabancılardan arındırılması gerektiğini ve gerekirse savaşılacağını vurgulamıştır.  İmparatoriçenin bu hamlesiyle, Çin değerlerine son derece bağlı olan Boxer Cemiyeti, Qing Hanedanlığı’nı desteklemeye başlamıştır. Tabii, bu noktada İmparatoriçe Tsu Hsi’nin de Boxer Cemiyeti’ni desteklediği, ayaklanmanın hükümet destekli bir ayaklanma olduğu söylenebilir.

Bu gelişmeler altında Boxer Cemiyeti, birçok Hristiyan misyonere ve din değiştiren Çinli’ye saldırmaya başlamıştır. Batının getirdiği telgraf hatları yakılmıştır ve yabancı denetiminde çalışan işçilere saldırılmıştır. Demiryolları da Boxerların bu saldırılarından nasibini almıştır. Bu saldırılar sırasında Boxer Cemiyeti’ne olan destek artmış ve yabancı düşmanlığı iyiden iyiye kendini göstermeye başlamıştır.  Boxerların hedefinde artık elçiler ve elçilikler vardır. “Pekin’de 55 Gün” isimli bir filme de konu olan bu kuşatma, Boxerların “Yasak Şehir’e” doğru ilerlemesiyle yabancı devletleri önlem almaya itmiştir.

Diplomatlarının güvenliğini önemseyen batılı devletler, isyanı bastırmak için ortak bir çalışma yürütmüşlerdir.Rusya ve Amerika’yı tarihte ilk kez bir araya getirmiştir. Rusya ve Amerika’nın yanı sıra; Japonya, Birleşik Krallık (Çoğunlukla İngiltere), Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Fransa ve İtalya, Çin’e isyanın bastırılması için 50 bin asker göndermiştir. Qing Hanedanlığı’nın askeri desteğiyle birlikte sayıları 70-100 bin arasını bulan Boxer ordusu ise , batının silahlı gücü karşısında etkisiz kalmıştır. Amerika’nın gönderdiği 2500 kişilik destek kuvvetiyle birlikte isyan tam olarak bastırılmış ve isyancılar çok ağır şekilde cezalandırılmıştır.

1901’de gerçekleşen bu kesin yenilgiden sonra İmparatoriçe Tsu Hsi, köylü kılığında imparatorluğu terk etmiş ve Qing Hanedanlığı’nın sonu gelmiştir. Pekin işgalinin ve Boxer yenilgisinin ardından bir protokol imzalanmış ve Çin ağır bir tazminat yükü altında kalmıştır. Çin’in ödemesi mümkün olmayan bu tazminat yükü, başka borçlar almasıyla sonuçlanmış ve İkinci Dünya Savaşı’na kadar topraklarını batılı devletlere açmasına neden olmuştur.

Boxer İsyanı – Detaylar

Boxer İsyanı’nın 19. Yüzyılda Çin’de yaşanan siyasi ve ekonomik olayların bir sonucu olduğu kolaylıkla söylenebilir. Avrupalı misyonerler aracılığıyla Hristiyanlık’la karşılaşan Çin halkı, ekonomik darboğazın yanı sıra eski- yeni çatışması arasında kalmıştır. Yine din temalı Taiping İsyanı’ndan sonra, Boxerların milliyetçilik ve din temelli oluşumu, batıya karşı direnişi zorunlu kılmıştır. Ancak, Boxer Cemiyeti’nin bağnaz düşünceleri isyanın başarısızlığına sebep olmuştur. Şöyle ki; Boxer isyancıları öldürdükleri önemli ve yabancı insanları çarmıha germişlerdir. Cesetlerin, gövde ve baş kısımlarının birlikte kalmasını önemsemişlerdir. Çünkü Boxerlara göre, başsız bir cesedin başı dünyaya geri dönüp intikam alabilmektedir. Bu ve bunun gibi örnekler Boxer inanç sisteminin, tamamıyla dış dünyadan kopuk olduğunu göstermektedir. Bu kopukluk ise Avrupalı devletlerin silahları karşısında varlık sürdürememiştir.

İsyanın bastırılmasının ardından Çin’in ağır bir vergi yükü ve tazminat ödemeye mahkum edilmesi ise Çin’i büyük bir ekonomik buhrana sokmuştur. Bir rivayete göre Çin’in Avrupalı devletlere olan borcu 40 yılı aşkın bir sürede bitecektir. Bu yüzden Çin, borç almaya devam etmiştir ve borcu kapatmak için başka bir borç. Döngü  bu şekilde devam etmiştir. Boxer İsyanı’nın bir diğer sonucu ise; Çinli köylüler ve gençler arasında “Milliyetçilik” akımının yükselmesi olmuştur.

Osmanlı Devleti ve Boxer İsyanı

Boxer Ayaklanması sırasında, yabancı devletlerin elçileri öldürülmüştür. Bu elçilerden biri de Almanya’nın Pekin Elçisi Baron von Ketteler’dir (20 Haziran 1900). Baron’un öldürülmesi üzerine Alman İmparatoru Kayzer II. Wilhelm, yakın dostu Osmanlı Padişahı Adbdülhamid’ten yardım istemiştir. Abdülhamid, asker göndermek konusunda yardımcı olmasa da “halife” kimliğinde Çin’deki Müslümanlara isyana katılmayın çağrısı yapmayı kabul etmiştir.

Bu amaçla, Osmanlı Devleti Çin’ e bir heyet göndermiştir. Heyet; askeriye, mülkiye ve ilmiye sınıflarından seçkin kişilerden oluşmaktadır. 18 Nisan 1901’de yola çıkan bu heyet, Çin’e vardığında isyan bitmiştir ve Osmanlı Heyeti İstanbul’a geri dönmüştür.

Yasak Şehir- Beijing

Eski adı “Han Balık” olan ve “Yasak Kent” olarak da bilinen Yasak Şehir,  günümüzde de Çin’in sembollerinden biri olarak kabul edilmiştir. Bu kenti Moğollar, Çin halkından ayrılmak için inşa etmiştir. Daha sonra Ming Hanedanlığı’na ev sahipliği yapmıştır. Kaynaklar, 14ü Ming Hanedanlığı’na , 10’u Qing Hanedanlığı’na mensup 24 imparatora hizmet verdiğini göstermektedir.

1407 yılında saray ve şehrin inşasına başlanmış; 200 bin kadar işçiyle birlikte 1420 yılında bitirilmiştir.780bin metrekare üzerinde, 800 binadan ve 8000 odadan oluşmaktadır. 500 yıl boyunca sivil halkın  Yasak Şehir’e girmesi yasaklanmış; girmek isteyen siviller türlü türlü işkencelere maruz kalmıştır.Halkın ise Yasak Şehir’den oldukça korktuğu, içeride çeşit çeşit ahlaksızlıkların döndüğüne inandığı bilinmektedir. İmparator- imparatoriçelere ve haremlere hizmet eden Yasak Şehir, 1987 yılında Unesco tarafından Dünya Mirası olarak listelenmiştir.

Günümüzde ziyaretçilere kapısını açan Yasak Şehir, Starbucks’a da ev sahipliği yapmıştır. Ancak gelen haklı tepkiler üzerine, Starbucks kapatılmış ve ziyaretçiler günlük 60 bin ile sınırlandırılmıştır.

Avrupa Birliği (AB) Tarihi

Avrupa birliği aslında adını sıkça duyduğumuz fakat asıl amacını ve nereden geldiğini bilmediğimiz bu gruptur. AB, yirmi sekiz üye ülkeden oluşan ve toprakları büyük ölçüde Avrupa kıtasında bulunan siyasi ve ekonomik bir örgütlenmedir. 1992 yılında, Avrupa Birliği Antlaşması olarak da bilinen Maastricht Antlaşması’nın yürürlüğe girmiştir. Tabi tarihi açıklamalarıyla da bakmamız gerekir.

Birliğin   temelleri 1951 yılında Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Almanya, Fransa ve İtalya arasında, kömür ve çelik sektörünü geliştirmek amacıyla kurulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu ile atılmıştır. Bu oluşturulan anlaşmada savaşan ülkeler de barış kararı almıştır. İlk başta sadece ekonomik bir destek için kurulan topluluk, 1957 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu adını alan birlik, 1992 yılında günümüzdeki ismini alarak ekonomik ve siyasi bir örgüt hâline gelmiştir. Avrupa birliği kendi içinde bir kalkınma yapmak istemiştir. Üyelerine ayrıcalıklar sağlamış ve destek olmuştur aynı zamanda kendi para birimlerini de oluşturmuşlardır. Başkenti Brüksel olan Avrupa Birliği ülkeleri, birkaç üye haricinde ortak para birimi olan Euro’yu kullanmaktadır.

Altı üye devlet, daha sonra Roma Antlaşması’nı imzalayarak çeşitli mal ve hizmetleri içeren ortak bir pazara dayalı Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu (AET) kurmaya karar verdi. Altı ülke arasında gümrük vergileri 1 Temmuz 1968’de tamamen kaldırıldı ve 1960’larda özellikle ticaret ve tarımda ortak politikalar oluşturuldu. Kurulduğu tarihten itibaren sürekli genişleyen bir birlikti Avrupa birliği, son olarak 2013 yılında Hırvatistan’ın da katılımıyla 28 ülke ve 507 milyonluk nüfusa sahip büyük bir serbest dolaşım bölgesi hâline gelmiştir. Avrupa Birliği’nin amacı sadece ekonomik anlamda değil tarım, ulaşım, sanayi, enerji, siyasi ve askerî birçok alanda ortak politikalar oluşturmaktır. Ekonomik anlamda bu birliği gerçekleştiren örgüt, ortak dış politika ve ortak ordu oluşturma konusunda henüz başarı sağlayamamıştır.

Aynı zamanda Avrupa birliğine girmek isteyen ülkelerin yerine getirmesi gereken çok sayıda kural var. Kurulduğu tarihlerde buna dikkat etmeseler de son yıllar da çok fazla dikkat etmeye başladılar. 1987 yılında birliğe katılmak için resmen başvuruda bulunan ve aday ülke statüsüne sahip olan Türkiye, tam aday olabilmek için yerine getirmesi gereken Kopenhag Kriterleri’ni uygulama yolundaki çalışmalarına devam etmektedir.

Her ülke Avrupa birliğine katılmak istemiyor. Ekonomik olarak kalkınmış Avrupa ülkelerinden Norveç ve İsviçre Avrupa Birliği’ne üye değildir ve üyelik başvuruları yoktur. Ayrıca son yıllar da Avrupa birliğine girmek isteyen ve bekletilen ülkeler için de Avrupa birliği çekiciliğini kaybetti. İzlanda ise 2015 yılının başlarında üyelik başvurusunu geri çekmiştir. 23 Haziran 2016 tarihinde yapılan halk oylaması sonucunda, Birleşik Krallık halkının %52’si Avrupa Birliği’nden ayrılma yönünde oy kullanmıştır. 2018 yılının sonuna kadar Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılması planlanmaktadır.

Lizbon Antlaşması

Birçok antlaşma yaparak kendini sağlamlaştıran Avrupa birliği, son antlaşmasıdır. Aslında derinleşme sürecinin son antlaşması da diyebiliriz. Lizbon antlaşması 2007 yılında imzalanan ve 2009 yılında yürürlüğe girmiştir.  Bu antlaşma ile temel olarak, AB’nin karar alma mekanizmalarındaki tıkanıklıkların giderilmesi ve Birliğin daha demokratik ve etkili işleyen bir yapıya kavuşması hedeflendi. Bu hedef doğrultusunda kapsamlı değişikliklere gidilerek, Avrupa Topluluğu’nu kuran Antlaşmanın adı “Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma” olarak değiştirildi.

Üye Ülkeler

  • Avrupa Birliği’ne 1951 yılındaki kurucu üyeler olan Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Almanya, Fransa ve İtalya’dır.
  • 1973 yılında Danimarka, İrlanda Cumhuriyeti ve Birleşik Krallık katılmıştır.
  • 1981 yılında Yunanistan üye olmuş.
  • Daha sonra  1986 yılında Portekiz ve İspanya eklenmiş.
  • 1995 yılında Avusturya, Finlandiya ve İsveç üye olmuştur.
  • 2004 yılında Kıbrıs Rum Kesimi, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Malta, Polonya, Slovakya ve Slovenya ülkeleri katılmıştır.
  • 2007 yılında Bulgaristan ve Romanya üye olarak katılmıştır.

Son olarak da 2013 yılında ise Hırvatistan katılmıştır. Katılan en son ülkedir.