Stres Eğitimi İle Bağışıklık Sisteminizi Nasıl Kuvvetlendirebilirsiniz?

Birçok hastalığın stresle ortaya çıktığı, var olan hastalıkların kötüleştiği veya stresin bizzat bir hastalık oluşumuna neden olduğu bilinmektedir. Bunun temelinde stres anında bağışıklık sistemimizin tepkisi önemli rol oynar. Stres Eğitimi İle Bağışıklık Sisteminizi Nasıl Kuvvetlendirebilirsiniz?

Stres anında vücudumuzda ne olur? Vücudumuzda beynimiz tarafından koordine edilen iki önemli sistem vardır: Sempatik ve parasempatik sistem. Sempatik sistem tehlikeli durumlarda bizi kurtarmak için tasarlanmış, ancak sürekli aktif olduğunda bize zarar verebilen bir sistemdir. Parasempatik sistem ise bizi daha çok sakinleştirecek şekilde tasarlanmış ve deneysel olarak anti-enflamatuar(anti-romatizmal) özellikleri olan sistemdir.

Stres gibi zihinsel bir hadise nasıl olurda vücudumuzda maddi zararlara neden olur? Bunun sebebi beynimizin başta bağışıklık sistemi olmak üzere vücudumuzdaki her organla yakından bağlantılı olması gerçeğine dayanmaktadır. Beynimizin hayati organlarımızla doğrudan bağlantılı olması biraz tuhaf görünebilir, ama bir an için düşünün: Kötü bir şeyin meydana gelmesi durumunda karnımızda dayanılmaz kramplar hissetmemizi nasıl açıklayabiliriz?

Stres anında sempatik sistem aktive olarak farklı kimyasal maddeleri (kortizol gibi ki enflamasyonun ana anahtarlarından biridir) ortaya çıkarır. Bu durumun sürekli olması da vücudumuzda maddi zararlara neden olur.

Mesela ani durumlarda oluşan stres, insanı etrafından gelebilecek tehlikeli durumlara karşı tetikte tutma ve bizi çözüme yönlendirmesi bakımından iyidir. Fakat kronik düzeyde stres (iş veya finansal endişeler, ilişkiler, kendinizin veya sevdiklerinizin sağlığı ile ilgili durumlar) iyi değildir ve zamanla, bağışıklık sistemimizin ve dengesini bozabilir.

Bağışıklık sistemimizi güçlendirmek ve devamla güçlü tutmak için diyet ve egzersizin gücünü ve önemini biliyoruz. Fakat optimal zihinsel ve ruhsal sağlığa ulaşmanın bunlardan daha da güçlü bir bağışıklık sisteminizi düzenleyicisi olduğuna inanılmaktadır.

Stres Eğitimi ile bağışıklık sisteminizi nasıl kuvvetlendirirsiniz?

İmmun sistem iki yönü keskin bıçak gibidir. Normal bir görevi olarak vücudumuzu dış etkenlere karşı korurken, bazen kendi organlarımızı da düşman belleyerek enflamasyona ve romatizmal hastalıklara neden olur.

Stres azaltma yoluyla bağışıklık sistemini eğitmek

Stres azaltma yoluyla bağışıklık sistemini eğitmenin, bazılarının zihinsel tıp dedikleri şeyleri uygulayarak yapılabileceğini gösteren çok sayıda kanıt vardır. Vücudumuzu sakinleştirici özelliği bulunan bir dizi teknik vardır. Fakat bu etkilerden yararlanmak için sıkı bir çalışma gerektiğini hatırlatmakta yarar vardır.

Bu teknikleri iki tür olarak sınıflandırabiliriz. “Aşağıdan yukarıya” yani yoga veya Tai Chi gibi yöntemlere odaklanan teknik. Diğeri  “yukarıdan aşağı” yani meditasyon gibi yönteme dayana teknik. Tek bir günlük eğitiminin bile stres yönetimi üzerinde somut bir etkiye sahip olabileceğine dair kanıtlar vardır. Bununla birlikte, meditasyon hakkında yanlış ve aşırı kaçan (her hastalığa deva gibi) iddialara kulak asmayın, ancak zaman içinde immünolojik sağlık hedefimize ulaşmaya yardımcı olacaktır.

Bir acemi olarak başlamak istiyorsanız, “Head Space” ve “Cleveland Clinic Stress Free Now” programı gibi çevrimiçi rehberli bir meditasyon programını deneyebilirsiniz. Günde birkaç dakika veya haftada birkaç kez yaparak başlayabilir kendinize göre ayarlama yapabilirsiniz.

Yenidoğan İçin Kıyafet Seçimi

Anne babaların yenidoğan bebekleri konusunda yaşamakta oldukları sıkıntıların başında, kıyafet seçimini doğru şekilde yapamamaları geliyor. Böyle olunca da ne kadar istemiş olurlarsa olsunlar fark etmez, bebeklerine özel kıyafetleri tam olarak seçemiyorlar. Halbuki gerekli olan adımları üzerinde durulması ile beraber artık bebek kıyafetlerini seçmek daha öncesinde olmadığı kadar kolay bir hale gelmiş olacak. Yenidoğan kıyafeti seçerken güzel görünmesinin yanı sıra dikkat edilmesi gereken bazı başlıklar bulunmakta.

Giysiler Neye Göre Seçilmeli? 

Öncelikli olarak bu aşamada dikkat edilmesi gereken şeylerin başında kıyafetlerin mümkün olduğu kadar rahat ve fonksiyonel olması gelmekte. Sık yıkamaya uygun olacak olan kıyafetler aynı zamanda bebeğin dünyaya gelmiş olacağı iklim koşulları ve mevsime göre de seçilmelidir.

Özellikle son dönemlerde yenidoğan kıyafeti konusunda oldukça farklı tarzda kıyafetler ortaya çıkmaya başladı. Böyle olunca pek çok kişi en iyi seçimin nasıl olabileceği ile alakalı tam anlamıyla bilgi sahibi olamıyorlar. Bunun sonucunda da bebeğin içerisinde kendini rahat hissetmediği kıyafetler seçilmiş olabiliyor.

Bu aşamada düğmeden çok çıtçıtlı kıyafet modelleri arasından seçimin yapılması oldukça yararlı olacaktır. Çünkü bu sayede bebeğin kıyafeti ya da altı değiştirilirken büyük kolaylık sağlanmış olacaktır. Ayrıca kıyafette yer alacak olan parçaların bebek yatarken onu rahatsız etmemesi de yine dikkat edilmesi ve üzerinde durulması gereken konular arasında kendine yer bulmaktadır.

Yenidoğan Bebeğin Cildine Uygun Kumaşlar Seçilmeli

 Özellikle pamuk başta olmak üzere doğal iplikten yapılmış olan kumaşlar bebekleri cildi için en uygun olan kumaşlar olarak bilinmektedir. Dolayısıyla yapılacak olan kıyafet seçiminde bu tarz kumaşların olmasına dikkat etmek oldukça büyük bir öneme sahip olacaktır. Aksi durumda yani yanlış kumaş seçimi ile beraber bebeklerin cildi oldukça ciddi anlamda zarar görebilecektir.

Başta sentetik kumaşlar olmak üzere birçok farklı kumaş yenidoğan kıyafeti olarak seçilmemesi gereken kumaşlar arasında kendine yer bulmaktadır. Saçaklı, tüylü, dantelli ve bağcıklı kıyafetler her ne kadar çok güzel bir görüntüye sahip olsa da bebekler için uygun olmadığından, anne babalar tarafından mümkün olduğunda tercih edilmemelidir.

Doğadan Gelen Hediye Yeşilçay

İlk çağlarda doktorlar genel olarak doğadan yararlanabilmişler. Tıbbın aslında o dönemlerde fazla gelişmemesi başka bir seçeneğin de olmaması nedeni ile bitkiler en büyük kurtarıcıları olmuştur. Bu nedenle şifalı bitkilerin ömrü düşünülen den çok daha eski dönmelere dayanmaktadır. Bazılarının faydaları artarak devam ediyor bazılarını ise yeni keşfediliyor. Bunla içinde Yeşilçay da eski çağlardan bu yana bilinmektedir aynı zamanda dünyanın en faydalı bitkileri arasında da gösterilmektedir. Yeşilçay dünya genelinde Çin ve Hindistan’da çok fazla kullanılan ve iyi bilinen bir bitkidir. Çay sudan sonra en çok tüketilen içecektir. Dünya da tüketilen çayın %78’i siyah çay, %20’si yeşil çay olarak bilinmektedir. Yeşilçay  Camellia sinensis yapraklarından elde edilen bir çaydır. Yeşil çayın tarihi hakkında bize asıl bilgiyi Çin de MS. 600-900 yılları arasında, Tang hanedanı zamanında “Lu Yu” tarafından yazılmış olan “Cha Jing – Klasik Çay” adlı kitabı bilinmektedir.  Yeşil çayın birçok çeşidi vardır.

YEŞİLÇAY TÜRLERİ

  • Bancha Çayı
  • Chun Hao Çayı
  • Dao Ren Çayı
  • Dragonwell Çayı
  • Genmaicha Çayı
  • Gyokuro Çayı
  • Hojicha Çayı
  • Kai Hua Long Ding Çayı
  • Kukicha Çayı
  • Matcha Çayı
  • Sencha Çayı
  • White Monkey Çayı 

YEŞİLÇAY FAYDALARI

  • Araştırmalara göre yeşilçay kan basıncı değişikliklerine iyi dayanabilmesi için damarların cephelerini güçlendirdiği görülmüştür. Aynı zamanda kalp hasatlıklarının birinci nedeni olan kan pıhtılaşmasını önlemektedir.
  • Yeşil çay kanda ki yüksek kolesterol giderir aynı zamanda kolesterol seviyesini normal tutar.
  • Kanser dünya geneline yayılmış ciddi bir hastalıktır. Yeşil çay muhteşem bir antioksidan kaynağı olması nedeni ile kansere karşı koruma sağlar. Yapılan araştırmalar da yeşil çayın kanser etkisini kadınlarda meme kanseri riskini % 22 oranında azalttığı, erkeklerde ise prostat kanseri riskini % 48 oranında azalttığı ortaya çıkmıştır. Bu önemli kanser türlerinin yanı sıra mide kanseri, mesane kanseri, deri, yumurtalık ve akciğer kanseri gibi kanser türlerine karşı diğer birçok türe de iyi gelmektedir.
  • Yeşil çayın faydalarından birisi de beyin fonksiyonlarını geliştirmeye yardımcı olur. Beyin fonksiyonları oluşabilecek çeşitli hastalıklardan korunmamızı sağlar aynı zamanda da yaşlanmaya karşı da beyni korur. Özellikle de yaşlanınca oluşan  Alzheimer ve Parkinson  gibi hastalıklara karşı korur ve engeller. Bunamaya karşıda koruma sağlar.
  • Yeşilçay kan şekerinin düzenlenmesine yardımcı olur. Bu nedenle diyabet nedeni ile oluşabilecek hastalıkları engeller.
  • Çok nadir bilinen yemek borusu kanserine yakalanma riskini azaltır. Yemek borusuna zarar verecek kanserli hücrelere başlangıç süresinde hayat hakkı tanımaz ve yayılmasını engeller.
  • Diş çürüklerine dişlerde oluşan plaklar ve tabakalar sebep olabilir. Biriken plak ve tabaka dişin bakterilerle dolmasına neden olur. Düzenli olarak yeşil çay tüketiminde plak ve tabaka oluşumunu engeller ve ağız kokusunu giderir aynı zamanda boğazda oluşan enfeksiyonu giderir.
  • Yeşil çay fiziksel performans artırır. Yapılan araştırmaya göre metabolizmayı hızlandırır. Yağ yakılmasını hızlandırır. Yeşil çay içen kadınlardan birçoğunda bel bölgesinde incelme sağlamaktadır. Bu şekilde yeşil çay ile zayıflamak mümkündür. Obezite ye karşı korumaktadır.
  • Çağımızda çok fazla yaşadığımız ve günlük hayatta karşılaştığımız stres ve gerginlik sonucunda depresyona girmemiz kaçınılmazdır. Yeşil çay yapraklarında bulunan theanine adında bir aminoasit bulunur. Bu sayede depresyona girme riski azalır. Bu aminoasit vücudu ve sinirleri yatıştırıcı etkisi vardır.
  • İçeriğinde bulunan antioksidan ve anti inflamatuar, bu maddeler cilt de yaşlanmaya ve kırışıklıklara karşı etkileri en aza indirir. Hücre yeniler ve gözaltı şişliklerini giderir.

Yeşilçay Yan Etkileri

  • Yeşil çayın bol miktar da yararının olması yanı sıra fazla kullanıldığın da yan etkileri de bulunmaktadır.
  • Yeşil çayda az miktarda kafein bulunmaktadır. Kafein içermesi nedeni ile kafein hassasiyeti olan insanlar da uykusuzluk, ishal, aşırı sinirlilik hali, baş ağrısı ve mide bulantısı gibi yan etkilere neden olabilir.
  • Hamile ve emziren kadınların kullanmaması gerekir.
  • Kalp hastalığı, yüksek tansiyonu, kansızlık, mide ülseri, şeker hastalığı, böbrek ve karaciğer rahatsızlıkları bulunan ve ilaç kullanan kişilerin doktorlarına danışması gerekir.

Tansiyon İlacınız Yetmezse Ne yapabilirsiniz?

Yüksek tansiyon kalp hastalığı ve felç riskini arttırırken bazen hiç bir belirti vermediğinden dolayı “sessiz katil” olarak bilinir. Yüksek tansiyon sıklıkla ilaç ve yaşam tarzı değişiklikleri ile başarılı bir şekilde tedavi edilmesine rağmen, bazen dirençli hipertansiyon olabilir. İlaç tedavisi tansiyonunuzu kontrol etmek için yeterli değilse ne yapılabilir?

Dirençli hipertansiyon nedir?

Tıbbi bir terim olarak dirençli hipertansiyon biri diüretik (idrar sökücü ve tuz attırıcı bir tansiyon ilacı) olmak üzere en az 3 tane tansiyon ilacı alınmasına rağmen halen 160/90 mmHg üzerinde seyreden tansiyon olarak tanımlanabilir.

Dirençli hipertansiyon teşhisi doğrumu?

Tansiyonunuz yukarıda belirtildiği gibi en azından 3 tansiyon ilacı almanıza rağmen hala yüksek seyrediyorsa dirençli hipertansiyonunuz olduğunu varsayabiliriz. Fakat ilk önce doğru bir ölçüm yaptığınızdan emin olmalıyız. Yanlış ölçümün birçok nedeni vardır:

  • Kan basıncı manşonu (kola sarılan kısım) çok küçük. Normal manşon büyüklüğü kolunuzun çapından en az 1,5 kat daha büyük olmalıdır.
  • Kan basıncını kontrol etmeden önce yeterince dinlenmiş olmalısınız. (En az 5 dk. dinlendikten sonra tansiyonunuzu ölçün).
  • Kan basıncını ölçmeden önce sigara içiyor ya da kafein almışsanız. (Bu rakamları yapay olarak şişirebilir.)
  • “Beyaz önlük hipertansiyonu” olabilir (Yani doktora gittiğinizde tansiyonunuz yüksek, eve geldiğinizde düşük ise)

Tüm bu faktörleri dışarıda bırakırsanız ve kan basıncınız hala yüksekse, dirençli hipertansiyonunuz var demektir.

Buna neden olan nedir?

Doktorunuz muhtemelen dört olasılığı araştıracaktır:

  1. Sodyumda yüksek diyet alımı (yani tuzlu gıdalar), sigara içme, çok fazla alkol tüketme, aşırı kilo varlığı varsa ilaçlar tansiyonunuzun üstesinden gelemeyebilir. Mesela normalde almanız gereken sofra tuzu günde 6-7 gr. dır. Bunun üzerinde tuz alımı tansiyonunuz yükseltecektir.
  2. Romatizmal ağrı kesici ilaçlar ve doğum kontrol hapları gibi bazı ilaçlar dirençli hipertansiyona neden olabilir. Onun için doktorunuza giderken reçetesiz ilaçlar, bitkisel takviyeler veya vitaminler dahil tüm ilaçlarınızı götürün.
  3. Obstrüktif uyku apnesinin dirençli hipertansiyona katkıda bulunabileceğine dair kanıtlar vardır. Bununla ilgili şüphe varsa doktorunuz bir uyku çalışması isteyebilir.
  4. Yaşam tarzınızda bir problem yok, tansiyonu yükseltecek bir ilaç kullanımı yoksa o zaman bazı hormonların düzeyinin yüksek olması tansiyona neden olabilir.

Dirençli hipertansiyonun üstesinden gelmek için atabileceğiniz adımlar

Bazı şeylere dikkat etmeniz durumunda tansiyonunuzu kontrol etme adına çok önemli adım atmış olursunuz:

  • Hipertansiyon ilaçlarınızı doğru bir şekilde ve planlanan zamanda aldığınızdan emin olun.
  • Eğer ilaçlarınız hoş olmayan yan etkilere neden oluyorsa, doktorunuzla alternatifler hakkında konuşun.
  • Düşük sodyumlu bir diyet uygulayın (günde 3-7 gr sofra tuzundan az).
  • Çok sayıda meyve, sebze, tam tahıl ve yağsız protein içeren DASH diyetini takip edin.
  • Düzenli egzersiz. (Fiziksel olarak aktif olduğunuzdan beri bir süre önce doktorunuzla konuşun.)
  • Yediğiniz işlenmiş yiyeceklerin miktarını sınırlayın (bunlar genellikle sodyumda yüksektir).
  • Alkol alımını sınırlayın.
  • Evde tansiyonunuzu kontrol etmeyi öğrenin. Bir izleme programı oluşturmanıza yardımcı olmak için doktorunuza danışın. Sonuçları kaydedin ve doktorunuzun randevularına getirin. Kan basıncı makinenizin yılda en az bir kez doğruluk kontrolü yapın.

Hipertansiyonun yönetimi her zaman kolay değildir, ancak bu değişiklikleri yapmak tansiyonunuzu kontrol etmeye, kalp hastalığı ve felç riskini azaltmaya yönelik uzun bir yol kat etmenizi sağlayacaktır.

İnsan Kaynakları

Topluma ait her kavram gibi insan kaynakları olgusu da sanayi devriminin varlığı ile ortaya çıkmıştır. İşletmelerde daha önceleri; işgücü, insan gücü sonraları personel sözü ile açıklanmıştır. İlk kez 19.yüzyıl sonlarına doğru çıkan personel ofisleri ile insan kaynaklarının temelleri atılmış oldu. Sanayi devriminin katı çalışma ortamında bugünkü anlamıyla insan kaynaklarının alakası yoktu. Ancak bu durum 1912 yılında Taylor’un teorisi “bilimsel yöntem” ile değişmeye başladı.

Taylorizm olarak bilinen yöntemin dayanağı sermaye sahiplerinin insanı kaynak olarak görüyor ve bu kaynaktan en verimli şekilde yararlanmayı amaçlıyordu. Veri biriktirme ve analizi gibi bugün bile hala güncelliğini koruyan yöntemlerin temelini atmış olsa da verimlilikteki başarıyı, iş tatmini ve insani ihtiyaç konularında gösteremedi ve geçerliliğini kaybetti.

Verimlilik gibi sanayi devriminin önemli niteliklerinden birinin yanına psikolojinin de eklenmesiyle birlikte personel yönetiminin yanına “insan ilişkileri” yaklaşımı eklendi. John B. Watson’ın teorisi ile testler, değerlendirmeler ön plana çıkmıştır. Daha sonra bu yaklaşımın yanına, Maslow’un çığır açan insan ihtiyaçları hiyerarşisi eklenmiştir. İnsan ilişkileri yaklaşımı her ne kadar çalışma şartlarını ve ortamının iyileştirilmesinde fayda gösterse de aynı faydayı verimlilik üzerinde gösterememiştir.

Bir çalışanın ya da çalışanların çalıştığı firmada başarılı olabilmesi için aynı süre zarfında firmanın hedeflerini bilmeli ve ona göre esnek çalışma ortamına ve takım çalışması gibi kavramlara uymalıdır.

İnsan Kaynakları Yaklaşımı

İnsan kaynakları yaklaşımı insanı üretim çarkının dişlisi değil, sahibi olarak görür. Bundan dolayıdır ki insan merkezli olarak bir firmada çalışanların, firma hedeflerini, örgütün devamlılığını ve bireyler arasında dengeli bir şekilde kendilerini geliştirmeleri ve firmaya katkı sağlamaları hedeflenir.

İnsan kaynaklarının yaklaşımını maddeler halinde sıralamak gerekirse;

  • Çalışanlar şayet doğru bir şekilde kanalize edilir ve geliştirilirse istenilen verim artacak ve şirket daha uzun soluklu kazanımlar elde edecektir.
  • Çalışanların ekonomik, sosyalve psikolojik gereksinimlerini karşılayabilmek için kurallar, programlar ve uygulamalar geliştirilmelidir.
  • Çalışanların sahip olduğu yetenekleri en üst seviyede kullanabilmeleri için kendilerini geliştirebilecekleri çalışma ortamının onlara sunulması gereklidir.
  • İnsan kaynakları programları uygulanırken firmanın hedefleri kadar çalışanların hedefleri de unutulmamalıdır.

 

İletişim Çeşitleri

İletişim, yüzyıllardan itibaren insanoğlunun doğasından gelen bir ihtiyaçtır. Aynı zamanda, ilişki kurma ve irtibata geçme ihtiyacından doğmuş bir araçtır. Bu kavram en az iki  kişi tarafından gerçekleştirilebilir. Hayatın hangi köşesine bakılırsa bakılsın iletişimin olmadığı bir nokta görmek neredeyse imkansızdır. Kavram; sözlü iletişim, yazılı iletişim ve sözsüz iletişim olmak üzere üç ana dala ayrılır.

Türleri    

Dil ve dil ötesi olmak üzere 2 alt dala sahip olan sözlü iletişimin dil ile iletişim kısmında, kişilerin karşılıklı konuşma yoluyla irtibat kurmalarına şahit oluruz. İki kişi arasındaki yüz yüze diyalog, mektup ile yazışma, günümüzün whatsapp konuşmaları, bu ve bunun gibi birçok kişiler arası irtibat kurmaya yarayan araçlar dil ile iletişime örnek olarak gösterilebilir. Dil ile iletişimde kişiler karşılıklı bilgi aktarımı yaparlar. Bu aktarım sayesinde kişilerin söyledikleri şeyler anlam kazanır.

Sözlü iletişimin bir diğer alt dalı olan dil ötesi iletişim, dil ile iletişimden farklı olarak sesin niteliğiyle ilgilenir. Kişinin ses tonu, konuşma esnasında yaptığı vurgular, sesinin hızı, sesinin şiddeti, konuşma esnasında durakladığı yerler, vurguladığı kelimeler vb. özellikler dil ötesi iletişimin ilgi alanına girer ve sözlü iletişimin bu kısmında incelenir. Dil ile iletişim esnasında kişinin ”ne”söylediği önem taşırken, dil ötesi iletişim esnasında kişinin söylediği şeyleri ”nasıl” söylediği önem taşır.

Yazılı iletişim 

İletişimin bir diğer dalı da yazılı iletişimdir. Yazının kökeninin, çivi yazısı olarak kullanılmakla beraber Sümerler tarafından Mezopotamya’dan geldiği bilinmektedir. Kişilerin yazı yoluyla gerçekleştirdikleri iletişime ”yazılı iletişim” adı verilir. Bu diğer türler ile karşılaştırıldığında, diğerlerine nazaran sınır olarak daha genişletilebilir bir biçimidir. İnsan hafızasının unutması olasıdır. Bu nedenle atalarımız ”Söz uçar, yazı kalır.” atasözünü söylemişlerdir. Uzaktan haberleşme sırasında sözden ziyade yazının kullanılması, kişinin tecrübe ettiği ya da yeni öğrendiği herhangi bir şeyi yazı yoluyla iletmesi yazılı iletişimin güvenilirliğinin bir göstergesidir. Yazılı iletişimde iletici kişi; mesajının anlaşılabilir olmasına, özenle hazırlanmış, istenilen formata uygun ve dil kuralları açısından uygun olmasına özen göstermelidir.

Sözsüz olarak gerçekleştirdiğimiz davranışların tümüne ”sözsüz iletişim” adı verilir. Sözsüz iletişime en yakın benzetmeyi vücut dili tabiriyle vermek mümkündür. Oturma şeklimizden tutun, kullandığımız jest ve mimiklerden, kurduğumuz göz temasına kadar aslında kimi zaman farkında olmadan sözsüz iletişimde bulunuruz. Psikologlar çoğu zaman verdikleri eğitimlerde kişinin söylediği sözlerden ziyade yaptığı davranışlara ve jest ve mimiklerine dikkat edilmesi gerektiğine, bu davranışların kişinin öz benliğini ve asıl düşüncelerini açığa çıkardığına dikkat çekiyorlar. Bu yönden bakıldığında, gerçek duyguları ve niyetleri açığa çıkaran bir dildir. Çoğu zaman sözlü iletişimin yerini alır. Kişiler üzerinde sözlü iletişimden çok daha fazla etki bırakabilirler. Örneğin, annenin çocuğuna bir konu hakkında ”hayır” demesi ile sert bir ifadeyle kaşlarını kaldırıp çocuğun bu isteğini reddetmesi çok farklı iki cevaptır.

Özetlemek gerekirse,  sözlü, yazılı ve sözsüz olmak üzere üç ana dalıyla birlikte insan hayatının temelinde yüzyıllardır yer edinmiş bir araçtır. İnsanoğlunun hayatını kolaylaştırmakla birlikte, birçok teknolojik gelişmeye de ihtiyaç duyulmasına sebep olmuş, bu yönüyle kültürel ve sosyal açıdan çok büyük zenginliklere sebebiyet vermiştir.

Genç Osman

Genç Osman adı ile tanıyacağımız 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesi olan II. Osman, 14 yaşında iken amcası Sultan I. Mustafa’nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. İyi bir eğitim görmüş olan II. Osman; Arapça, Farsça, Latince, Yunanca ve İtalyanca gibi dillere hâkimdi. Aynı zamanda yönettiği insanlar tarafından Devlet-i Alliyye’nin tarihinde tahttan indirilerek katledilen tek padişahtır. Kimilerine göre ilk reformculardan birisi olan Genç Osman, kimilerine göre de haksız yere katledilen bir yönetici idi.

Genç OSman Ve Tahta Geçişi

Genç Osman’ın tahta geçirilmesindeki en büyük pay I. Mustafa’nın akli dengesinin bozuk olmasıydı. Devlet büyükleri padişahı bu şekilde yönetimi idare edemeyeceğine karar verdiklerinde odasına kilitlenen I. Mustafa’nın ardından II. Osman’ı 26 Şubat 1618 tarihinde tahta geçirdiler. Fakat I. Mustafa’nın bu 97 günlük kısa saltanatının devlet hazinesine büyük bir olumsuz etkisi yansıdı. Şöyle ki, tahta çıkan her padişah askere cülus dağıtırdı. 3 ay ara ile padişah değişimi yaşanmasının neticesinde iki sefer cülus verilmesi ve bu törenler devlet hazinesine büyük olumsuzluklarını yaşattı.

Genç Osman yenilikçi bir padişah olarak kabul edilirdi. Tahta geçer geçmez amcası I. Mustafa’yı tahta çıkaranların bulunduğu devlet görevlilerini değiştirdi. Sadaret Kaymakamı, Şeyhülislam, Rumeli Kazaskeri ve Hekimci başı gibi görevlere yeni kişiler getirerek bazı kaynaklara göre niyeti bozuk, çıkarcı, padişah için olumsuz etki sahibi görevlilerden kendisini ve makamını temizlemeyi hedefledi. Fakat bu devlet görevlilerinin değişiminin beraberinde kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı.

Aynı zamanda Genç Osman, Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişahlar saray dışından evlenmez iken, kendisi Fatih Sultan Mehmet devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es’ad Efendinin ve Pertev Paşa’nın kızları ile evlendi.

Sultan Genç Osman tahta çıktığı sırada Sadrazam Halil Paşa, İran seferindeydi. Osmanlı ordusu Pul-i Şikeste’de yenilmesine rağmen, İranlılar, mukaddes saydıkları Erdebil şehrinin Osmanlılar’ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler. Serav sahrasında, daha önce iki devlet arasında imzalanan Nasuhpaşa antlaşması temel alınarak imzalanan Serav antlaşmasıyla barış tekrar sağlandı. (26 Eylül 1618).

Sefer için hazırlıklar devam etmekteyken Genç Osman, 12 Ocak 1621’de kardeşi Şehzade Mehmet’i kendisine rakip gördüğü için boğdurttu. Kaynaklarda Şehzade Mehmet’in ölümünden önce kardeşi Osman’a saltanat sürememesi için beddua ettiği de söylenir. Bu idamın etkisi toplum üzerinde henüz atlatılamamışken, çok şiddetli kar fırtınaları ve ağır bir soğuk İstanbul’u etkisi altına almıştır. Dönemi yaşayan tarihçilerin kaleme aldığı kaynaklarda, denizin tamamen donduğu, Üsküdar ile Beşiktaş arasında yürüyerek insanların karşıya geçtiği ve 15 gün boyunca durmadan kar yağdığı söylenir. Bu şartlarda boğaza gemi giremediği için kıtlık da baş göstermişti. En temel besin olan ekmeğin bile fiyatı fazlaca artmıştı. Halk bu felaketi padişah II.Osman’ın uğursuzluğuna yoruyordu ve bu düşünceler ile Genç Osman’ın tahtındaki makamı sorgulanıyordu.

Tecrübesizlik Ve Sorgulanma

Sultan Genç Osman’ın her şeyin farkında olduğu, ancak tecrübesiz olması yüzünden istediği yenilikleri yapamadığı tarihçiler tarafından not alınmıştır. Anadolu, Mısır ve Suriye’den gelen askerlerden oluşacak yeni bir ordu kurmak istediği,aynı zamanda saray, harem ve ilmiye teşkilatlarını yeniden kurmak, yeni kanunlar çıkarmak gibi yenilikçi düşüncelerini dile getirdiği belirtilmiştir. Kapıkulu Ocakları bu durumdan rahatsız oluyordu ve bunu belli etmekten kaçınmıyorlardı. Şeyhülislam Es’ad Efendi’nin başında bulunduğu ilmiye sınıfı ise fikirlerini belirtmiyordu.

Sultan Genç Osman, Lehistan seferindeki başarısızlığının sebebi olarak askerin gayretsizliğini gördüğünü belirtmişti. Askeri alanda bazı yenilikler yapma fikri böylece gelişmiş ve dillenmişti. İşe Kapıkulu Ocakları’nda değişiklikler yaparak başladı. Yaptırdığı sayımda, asker sayısının maaş defterindeki kişi sayısından az olduğunu anlayınca fazladan para vermeyi kesti. Bu durum da, daha önce fazladan gelen paraları kendi ceplerine atan zabitlerin, Sultan Genç Osman’a düşman olmalarına yol açtı.

İsmail Hami Danişment, Genç Osman’ın artık iyice bozulmaya başladığını düşündüğü ve her geçen gün devletin başına iş açtığını iddia ettiği Yeniçeri ve Sipahi ocaklarını ortadan kaldırarak, bunların yerine Anadolu, Suriye ve Mısır – Türkleri’nden oluşan yeni bir ordu kurmayı istediğini belirtirdi. Genç Osman’ın yenilikçi bir padişah kabul edilmesindeki en önemli fikirler burada yer almaktaydı.

Osman’ın tahta geçtikten sonra yaptığı hatalar sonucu sarayda kendisine oldukça fazla düşman toplamıştı. İlk olarak kendisinin yerine I. Mustafa’nın tahta geçirilmesinde dahli olduğunu düşündüğü Damat Halil Paşa’yı azletti. Ardından da Hotin Seferi’ne giderken Kösem Sultan’ın oğlu olan Şehzade Mehmed’i idam ettirdi. Halkı da huzursuz eden bu hataların ardından en son da gizlice ordu toplamak amacıyla hacca gideceği öğrenilince bu sefer yeniçeriler devreye girdi ve olay halk boyutundan çıkıp bir taht kavgasına dönüştü.Yeniçerilerin haberi aldıktan sonra takındıkları tavır halk tarafından benimsenmemişti. 1622 yılının Mayıs ayına gelindiğinde artık II.Osman, dinsiz ve tehlikeli birisi ilan edilmişti.

Yeniçeri İsyanı

18 Mayıs 1622 günü padişah hacca gitmek için maiyetindeki askerleri Üsküdar’a geçirecekti. Yeniçerilerin ve ulema sınıfının başını çektiği isyan bu tarihte patladı. İsyancılar birkaç yüksek devlet görevlisinin kellesini istiyorlardı. Padişah ise, kendisine istek bildirmeye gelen ulemayı “Bunlar hep sizin başınızın altından çıktı.” diyerek azarlamıştı. II.Osman hacca gitmekten vazgeçtiyse de artık isyanı durdurmak imkansızdı. Padişah, istenilen kişileri isyancılara vermedi. Sonradan bir kez daha görüşmeye kabul ettiği ulemaların fetvasını yırtıp attı.

Bütün bu olanlar ayaklanmacıları daha da kızdırmıştı. İsyancılar I.Mustafa’yı tahta geçirmek istiyorlardı. Padişah otağının Üsküdar’a kurulacağı günden bir gün önce, yeniçeriler Süleymaniye’de toplandılar. Ayaklanan yeniçeriler saraya girip bazı devlet adamlarını öldürdüler. Yeniçeri ve sipahileri ikna etmek isteyen Sultan Genç Osman, yeniçeri ağalarını merhamete getirmeye çalıştı. Ancak bunda başarılı olamadı. Yerine 20 Mayıs 1622 günü amcasıI.Mustafa, isyancılar tarafından padişah ilan edildi. II.Osman ise çok kötü bir şekilde aşağılanarak halkın önünden geçirildi. Yedikule’ye getirilerek burada boğdurulmak suretiyle öldürüldü. Boynuna kement atılarak öldürülmeye çalışılan Genç Osman o esnalarda “Bilmeden size kötülük ettiysem beni affedin. Bakın daha dün padişah idim. Bugün ne hale geldim. Benim halimden ibret alın. Dünya kimseye kalmaz. Şimdiye kadar kimse padişahına karşı böyle davranmadı!” cümleleri ile yeniçerilere yalvardı. Bu sözleri uzun zamanlar boyunca kulaklarda yankılandı.

Genç Osman’a idamından evvel tecavüz edildiği gibi asılsız iddialar mevcuttur. Buna dayanak gösterilebilecek hiçbir bilgiye kaynaklarımızda rastlamadık. Fakat II.Osman’ın idam edilene kadar birçok zulme uğradığı ve aşağılandığı bir gerçektir.

Sultan Genç Osman’ın naaşı, ertesi gün Sultan Ahmet Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra Sultan Ahmet Camii’nde bulunan babasının türbesine defnedildi. Sultan Genç Osman’ın öldürülmesi Anadolu’da bazı isyanların çıkmasına sebep oldu.

Çeşme’de Tatil Yapmak

İzmir’in en popüler ilçesi hangisidir idye bir soru sorulduğunda bu sorunun cevabı hiç şüphesiz Çeşme olacaktır. Çeşme, gerek sık sık medyada yer alması sonucu gerekse yaz ayları yaklaştıkça tatil planlarında sıklıkla yer alması sonucu yıllardır en popüler tatil mekanları arasında yer almaktadır. Ege’nin incisi İzmir’in popüler ilçesi Çeşme, tarihi açıdan da oldukça gelişmiştir. Çeşme’de tatil yapmak asla sadece bir tatil yapmak değildir.

ÇEŞME’NİN TARİHİ

Çeşme’nin geçmişi hakkında yapılan araştırmalar göstermektedir ki; Çeşme’nin ilk olarak yerleşim yeri olarak kullanılması Lydia halkı tarafından gerçekleşmiştir. Tarihi boyunca pek çok uygarlığa ev sahibi yapan Çeşme’de, Bergamalılar, Romalılar, Bizanslılar ve Persler yaşamışlardır. İlçenin ismini denizcilere su sağlayan çeşmelerden aldığı düşünülmekte olup, bu konuda net bir bilgiye ulaşılabilmiş değildir. Çeşme’nin araştırmalarda ulaşılan ilk ismi ise Cyssus olarak bilinmektedir. 14. yüzyılın başlarında Çeşme, Aydınoğulları tarafından ele geçirilmiş, ilçe böylece Türklerin hakimiyetine geçmiştir.

Bu derece kabarık bir tarihe sahip olan Çeşme’de tatil yapmak, tarihi yerleri de görmeyi gerektirmektedir. Çeşme’de tarihi bir yolculuğa çıkmak isteyenlerin ilk durağı Çeşme Kalesi olmaktadır. Kale 1508 senesinde, dönemin padişahı 2. Beyazıt tarafından yaptırılmıştır. Kale yapıldığı dönemde tam olarak deniz kıyısında yer almışsa da, zaman içerisinde denize dolgu yapılmış bu nedenle de iç kısımlarda kalmıştır.

1528 yılında yapılan kervansaray, Çeşme’nin ticareti için yapıldığı dönemde büyük katkılar sağlamıştır. Kervansarayı yaptıran ise Kanuni Sultan Süleyman’dır. Tarihi açıdan görülmesi gereken bir diğer yer ise tarihle iç içe yaşayan Ildırı Köyü’dür. Köyün her bir noktasında tarihten ayrı izler bulmak mümkündür.

ÇEŞME’DE DENİZE GİRMEK

Çeşme’de denize girmek isteyenler için pek çok plaj alternatifi bulunmaktadır. Ilıca’da bulunan ve yaklaşık uzunluğu 2 km olan plaj, temiz bir deniz arayışında olanlar için oldukça iyi bir seçim olacaktır. Plajın yanı sıra Ilıca’ya gelenleri doğal termal sularıyla ünlü tesislerle termal turizm de yaz-kış karşılamaktadır.

Çeşme’de denizin tadını çıkarmak isteyenler için bir diğer seçenek ise Boyalık Koyu’dur. Boyalıkta bulunan plaj Ilıca’dan çok daha uzundur. Yaklaşık olarak 5 km olan plajın temizliği ise dillerde dolaşacak kadar ileri düzeydedir.

Çeşmenin Ildırı köyünde de deniz keyfi yapmak için harika bir plaj bulunmaktadır. Dalyan ve Sakızlı Koy’a doğru ilerlemek isteyenler ise aynı yerlere yeniden gitmek için bir sonraki tatili beklemektedirler.

Çeşme’nin bahsetmekle bitirilemeyecek diğer plajları ise Çatamaz, Çiftlikköy ve Pırlanta Plajları’dır. Bir plajın ötesinde, bir ada olan Eşek Adası’da görülmeye değer yerlerden bir tanesidir.

ÇEŞME EŞİTTİR RÜZGAR SÖRFÜ

Ülkemizin pek çok yeri, pek çok farklı spor türüne ev sahibi yapmaktadır. Bu sayede ismini çok daha fazla duyurma şansını elde eden yerlerden bir tanesi de Çeşme’dir. Çeşme hem iklimin, hem denizinin müsaade etmesi ile rüzgar sörfü için aranılan yerlerden bir tanesi olmuştur. Denizinin dalgasız olması nedeni ile pek çok sporseveri her yıl dünyanın farklı yerlerinden kendisine çeken Çeşme, özellikle Alaçatı’da keyifli vakit geçirilmesi için gereken tüm şartları ortaya koymaktadır. Öyle ki Çeşme, bu sporda dünyanın en iyi 3 merkezi arasına girmeye hak kazanmıştır.

ÇEŞME’YE ULAŞIM

Çeşme, İzmir il merkezine yaklaşık olarak 90 km mesafede bulunmaktadır. Araçla ulaşım için oldukça rahat ilerlenebilecek yollara sahip olan ilçeye gitmek için havayolunu kullanmak da bir diğer alternatiftir. İzmir Adnan Menderes Havalimanı’na uçakla ulaştıktan sonra, Çeşme’ye ulaşmak için özel servisleri kullanabilir, toplu taşıma tercih edebilir ya da araç kiralama seçeneğinden faydalanabilirsiniz. Kullanılan araca ve araç kullanma tarzınıza göre değişmekle birlikte İzmir’den Çeşme’ye ulaşmanız 1.5 saat kadar zamanınızı alacaktır. Ancak bölgenin güzelliği ve doğası da size bu yolculukta eşlik edeceği için, sıkılmanız söz konusu bile olmayacaktır.

Çeşme’de tatil yapmak, tüm sene iple çektiğiniz tatilinizi; deniz, güneş, tarih, doğa ve sporla iç içe geçirmeniz anlamına gelmektedir. İlçeye gitmeden önce ilçe hakkında bilgi almanız ise size tatilinizi en iyi şekilde geçirmeniz konusunda fazlasıyla yardımcı olacaktır.

Boxer İsyanı

Boxer İsyanı, Çin’in Kuzey Shandong(Santung) bölgesinde faaliyetlerini sürdüren “Boxer Cemiyeti’nin”,  Avrupalılar, Avrupalı sömürgeciler ve hristiyanlara karşı ayaklanmasıdır. Kasım 1899’da başlayan Boxer İsyanı, 7 Eylül 1901’de sona ermiştir. Boxer İsyanı’nı 8 devlet bir araya gelerek bastırabilmiş ve Çin açık pazar haline gelmiştir. Çin topraklarının İkinci Dünya Savaşı’na kadar yabancıların ticaretine sebep olmakla birlikte Qing (Çing) Hanedanlığı’nın da sonunu getirmiştir.

Boxer Cemiyeti- Uyumlu Yumruklar

1864 yılında sona eren Taiping İsyanı’nın ardından 1870 yılında dinsel ve milliyetçi bir oluşum kurulmuştur. Bu oluşum Yi He Quan ( İ Ho Ch Uan) adını almıştır ve Çince  “haklı (adil) ve uyumlu yumruklar”  anlamına gelmektedir. Batıya ise “Boxer (Boksör)  Cemiyeti” olarak geçmiştir.

Boxer Cemiyeti, uzakdoğu dövüş sanatlarını benimsemiş ve Avrupalıların, atalarından kalma mistik inançlarını yerle bir edeceğine inanmışlardır.  Boxerlar için maneviyat ve Çin kültürü o kadar önemlidir ki; kurşun geçirmediklerine ve ölmüş savaşçıların ruhlarının desteklerini alacaklarına inançları tamdır. Boxerların inanç sistemini birkaç örnekle açıklayabiliriz. Örneğin: Batılıların getirdikleri telgraf ağının , hava cinlerinin işi olduğundan şüpheleri olmamıştır.  Batılı devletlere ” Yabancı Şeytanlar” adını vermişlerdir ve  Kutsal Sarı Irmak’ın (Altın Nehir- Huangho) taşmasını bile Hristiyan misyonerlerin işi olarak görümüşlerdir. Bununla birlikte Qing Hanedanlığı’nın iktidarda olduğu sıralarda yaşanan doğal afetler, Boxer Cemiyeti’nin inanılırlığını artırmıştır. Öte yandan gizli güçleri ilke olarak benimseyen Boxerlar, yabancılardan korunmak için çeşitli tılsımlar ve armalar taşımışlardır.

Doğal afetler, gittikçe yoksullaşan köylü, iç ve dış savaşlar, Boxer Cemiyeti için Qing Hanedanlığı’nı devirmek ve yabancıları imparatorluktan atmak için uygun bir zemin hazırlamıştır. Başlarda Qing Hanedanlığı’nı bitirmek amacında olan Boxerlar dönemin imparatoriçesinin stratejik girişimiyle; Qing Hanedanlığı’na sadık kalıp, imparatoriçeyi desteklemeye başlamıştır.

Boxer İsyanı- Batılı Diplomatlar

yüzyılda afyon savaşlarının etkisiyle İngilizlerin Çin üzerinde hakimiyet kurmaya çalışması ve baskıyı artırmasının yanı sıra, Çin- Japon Savaş’larının da bu isyanın başlamasında etkisi büyük olmuştur. Nitekim; ayaklanmanın temelinin 1894’te Japonlar karşısında Çin’in ağır bir yenilgi almasıyla atıldığı kabul edilmektedir. Yenik durumda olan Çin, Japonlara ağır ödünler verir. İngiltere, Rusya ve Fransa devletlerinin araya girmesiyle, Çin rahat bir nefes almıştır. Ancak bu seferde batılı devletlere imtiyazlar vermek zorunda kalmıştır. Çin halkında batıya ve batı değerlerine tepki de bu gelişmeyle başlamıştır.

Qing Hanedanlığı’ndan İmparatoriçe Tsu Hsi ise tehlikenin farkına varmıştır. İmparatoriçe, Çin’in yabancılardan arındırılması gerektiğini ve gerekirse savaşılacağını vurgulamıştır.  İmparatoriçenin bu hamlesiyle, Çin değerlerine son derece bağlı olan Boxer Cemiyeti, Qing Hanedanlığı’nı desteklemeye başlamıştır. Tabii, bu noktada İmparatoriçe Tsu Hsi’nin de Boxer Cemiyeti’ni desteklediği, ayaklanmanın hükümet destekli bir ayaklanma olduğu söylenebilir.

Bu gelişmeler altında Boxer Cemiyeti, birçok Hristiyan misyonere ve din değiştiren Çinli’ye saldırmaya başlamıştır. Batının getirdiği telgraf hatları yakılmıştır ve yabancı denetiminde çalışan işçilere saldırılmıştır. Demiryolları da Boxerların bu saldırılarından nasibini almıştır. Bu saldırılar sırasında Boxer Cemiyeti’ne olan destek artmış ve yabancı düşmanlığı iyiden iyiye kendini göstermeye başlamıştır.  Boxerların hedefinde artık elçiler ve elçilikler vardır. “Pekin’de 55 Gün” isimli bir filme de konu olan bu kuşatma, Boxerların “Yasak Şehir’e” doğru ilerlemesiyle yabancı devletleri önlem almaya itmiştir.

Diplomatlarının güvenliğini önemseyen batılı devletler, isyanı bastırmak için ortak bir çalışma yürütmüşlerdir.Rusya ve Amerika’yı tarihte ilk kez bir araya getirmiştir. Rusya ve Amerika’nın yanı sıra; Japonya, Birleşik Krallık (Çoğunlukla İngiltere), Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Fransa ve İtalya, Çin’e isyanın bastırılması için 50 bin asker göndermiştir. Qing Hanedanlığı’nın askeri desteğiyle birlikte sayıları 70-100 bin arasını bulan Boxer ordusu ise , batının silahlı gücü karşısında etkisiz kalmıştır. Amerika’nın gönderdiği 2500 kişilik destek kuvvetiyle birlikte isyan tam olarak bastırılmış ve isyancılar çok ağır şekilde cezalandırılmıştır.

1901’de gerçekleşen bu kesin yenilgiden sonra İmparatoriçe Tsu Hsi, köylü kılığında imparatorluğu terk etmiş ve Qing Hanedanlığı’nın sonu gelmiştir. Pekin işgalinin ve Boxer yenilgisinin ardından bir protokol imzalanmış ve Çin ağır bir tazminat yükü altında kalmıştır. Çin’in ödemesi mümkün olmayan bu tazminat yükü, başka borçlar almasıyla sonuçlanmış ve İkinci Dünya Savaşı’na kadar topraklarını batılı devletlere açmasına neden olmuştur.

Boxer İsyanı – Detaylar

Boxer İsyanı’nın 19. Yüzyılda Çin’de yaşanan siyasi ve ekonomik olayların bir sonucu olduğu kolaylıkla söylenebilir. Avrupalı misyonerler aracılığıyla Hristiyanlık’la karşılaşan Çin halkı, ekonomik darboğazın yanı sıra eski- yeni çatışması arasında kalmıştır. Yine din temalı Taiping İsyanı’ndan sonra, Boxerların milliyetçilik ve din temelli oluşumu, batıya karşı direnişi zorunlu kılmıştır. Ancak, Boxer Cemiyeti’nin bağnaz düşünceleri isyanın başarısızlığına sebep olmuştur. Şöyle ki; Boxer isyancıları öldürdükleri önemli ve yabancı insanları çarmıha germişlerdir. Cesetlerin, gövde ve baş kısımlarının birlikte kalmasını önemsemişlerdir. Çünkü Boxerlara göre, başsız bir cesedin başı dünyaya geri dönüp intikam alabilmektedir. Bu ve bunun gibi örnekler Boxer inanç sisteminin, tamamıyla dış dünyadan kopuk olduğunu göstermektedir. Bu kopukluk ise Avrupalı devletlerin silahları karşısında varlık sürdürememiştir.

İsyanın bastırılmasının ardından Çin’in ağır bir vergi yükü ve tazminat ödemeye mahkum edilmesi ise Çin’i büyük bir ekonomik buhrana sokmuştur. Bir rivayete göre Çin’in Avrupalı devletlere olan borcu 40 yılı aşkın bir sürede bitecektir. Bu yüzden Çin, borç almaya devam etmiştir ve borcu kapatmak için başka bir borç. Döngü  bu şekilde devam etmiştir. Boxer İsyanı’nın bir diğer sonucu ise; Çinli köylüler ve gençler arasında “Milliyetçilik” akımının yükselmesi olmuştur.

Osmanlı Devleti ve Boxer İsyanı

Boxer Ayaklanması sırasında, yabancı devletlerin elçileri öldürülmüştür. Bu elçilerden biri de Almanya’nın Pekin Elçisi Baron von Ketteler’dir (20 Haziran 1900). Baron’un öldürülmesi üzerine Alman İmparatoru Kayzer II. Wilhelm, yakın dostu Osmanlı Padişahı Adbdülhamid’ten yardım istemiştir. Abdülhamid, asker göndermek konusunda yardımcı olmasa da “halife” kimliğinde Çin’deki Müslümanlara isyana katılmayın çağrısı yapmayı kabul etmiştir.

Bu amaçla, Osmanlı Devleti Çin’ e bir heyet göndermiştir. Heyet; askeriye, mülkiye ve ilmiye sınıflarından seçkin kişilerden oluşmaktadır. 18 Nisan 1901’de yola çıkan bu heyet, Çin’e vardığında isyan bitmiştir ve Osmanlı Heyeti İstanbul’a geri dönmüştür.

Yasak Şehir- Beijing

Eski adı “Han Balık” olan ve “Yasak Kent” olarak da bilinen Yasak Şehir,  günümüzde de Çin’in sembollerinden biri olarak kabul edilmiştir. Bu kenti Moğollar, Çin halkından ayrılmak için inşa etmiştir. Daha sonra Ming Hanedanlığı’na ev sahipliği yapmıştır. Kaynaklar, 14ü Ming Hanedanlığı’na , 10’u Qing Hanedanlığı’na mensup 24 imparatora hizmet verdiğini göstermektedir.

1407 yılında saray ve şehrin inşasına başlanmış; 200 bin kadar işçiyle birlikte 1420 yılında bitirilmiştir.780bin metrekare üzerinde, 800 binadan ve 8000 odadan oluşmaktadır. 500 yıl boyunca sivil halkın  Yasak Şehir’e girmesi yasaklanmış; girmek isteyen siviller türlü türlü işkencelere maruz kalmıştır.Halkın ise Yasak Şehir’den oldukça korktuğu, içeride çeşit çeşit ahlaksızlıkların döndüğüne inandığı bilinmektedir. İmparator- imparatoriçelere ve haremlere hizmet eden Yasak Şehir, 1987 yılında Unesco tarafından Dünya Mirası olarak listelenmiştir.

Günümüzde ziyaretçilere kapısını açan Yasak Şehir, Starbucks’a da ev sahipliği yapmıştır. Ancak gelen haklı tepkiler üzerine, Starbucks kapatılmış ve ziyaretçiler günlük 60 bin ile sınırlandırılmıştır.

Beden Dili

İnsanlar arasındaki iletişim geçmişten günümüze kadar, sözlü ve yazılı olarak devam etmiştir. Ancak birbirimizi anlamak istediğimizde vücudumuz da buna yardımcı olur. Bu iletişime de beden dili diyoruz. Beden dili; vücut duruşu, jestler, mimikler, yüz ifadeleri ve göz hareketlerinden oluşan zihinsel ve fiziksel faaliyetlerle desteklenen “Sözel olmayan İletişim” şeklidir. Tabi iletişimi etkileyen faktörler budur;

  • Sözcükler (%10)
  • Vurgu ve ses tonu (%30)
  • Beden dili(%60)

Beden Dili Nedir

  • Genel anlamıyla fiziksel duruş, jest ve mimiklerimizin karşımızdakine (alıcıya) ilettiği mesajdır.
  • Yüzümüzün tüm kas hareketleri mimiklerimizi oluştururken, el-kol ve bacak hareketlerimiz jestleri oluşturuyor.
  • Bununla birlikte komple duruşumuz (oturma şekli, omuzların duruşu, pozisyonumuz vb.) beden diliyle kurduğumuz iletişimdir.
  • Aslında dikkatli baktığımızda bizi düşündüğümüzden daha fazla şey anlatır. Özellikle de içinde bulunduğumuz ruh halini çok iyi özetler.
  • Örneğin; Kolları göğüs hizasında iliştirmek iletişime kapalılık, kendini korumaya ihtiyaç duyduğumuz anlarda bilinçli yâda bilinçsiz en sık yaptığımız hareketlerden biridir.
  • Başka bir örnekle konuşma esnasında gözleri kısmak: Bu eylem karşımızdakinin dediğini daha iyi anlayabilmek için zamana ihtiyaç duyduğumuzu gösterir.
  • Gözlerimizi hafif kısarak düşünür ve karşımızdakinden zaman istemiş oluruz.
  • Sağlıklı bir bedene sahip insanların beden dilini daha etkili kullandığı görülmüştür.
  • İnsanlarla sağlıklı ve doğru iletişim kurmak kendimizi daha iyi ifade etmemizi sağlar, aynı zamanda sözcüklerle iletişim kurmak bizim elimiz de ancak beden dili gizlenemez bir mesajdır.
  • Yanıltıcı olabilir fakat kesinlikle sessiz kalamaz. Dolayısıyla beden dilinin tercihe bağlı kullanım alanı yoktur.
  • Put gibi hareketsiz durmamız bile bir mesaj veriyordur (seni umursamıyorum, bir şey deniyorum, protesto ediyorum gibi) birçok anlam ifade edebilir.
  • Geçmişten bu yana beden dili ile ilgili ciddi anlamda gerçek ilk çalışma 1605 yılında yayımlanmıştır.
  • Bu çalışma İngiliz filozof, bilim adamı ve politikacı olan Francis Bacon tarafından hazırlanmıştır.
  • Francis Bacon Jestlerin ve mimiklerin insanların iç dünyalarını dışa yansıttığını belirtmiştir. “Dil kulaklara seslenirken, Beden Dili göze hitap eder”.

Beden Dilinin Önemi

  • İnsanlarla iletişim kurduğumuzda, söylediklerimiz kadar hareketlerimizle bıraktığımız izlenim de önemlidir.
  • İlk karşılaştığımız birini 30 saniye içerisinde değerlendirir bu yüzden ilk etkileşimde beden dilini iyi kullanmak karşınızdakine iyi izlenim bırakmanızı sağlar.
  • Beden dili kullananlar karşısındaki kişi ile daha iyi empati kurarlar.
  • Beden dili sayesinde karşınızdakini daha kolay etkileyebilirsiniz.
  • Eğer beden dili iyi bir şekilde kullanılırsa; çözümleyici, yapıcı ve kişilerin mutluluğuna, toplumun huzuruna katkıda bulunacak sağlıklı ve nitelikli bir iletişim gerçekleştirilmiş olur.

Beden Dilini Oluşturan Ögeler

  • Yüz  hareketleri
  • Eller hareketleri
  • Kollar hareketleri
  • Bacak hareketleri
  • Göz iletişimi
  • Duruş biçimi
  • Kişiler arasındaki mesafe

Beden Dilinin Mesaj Oluşturan Kavramları

  • Jestler
  • Mimikler
  • Temas
  • Beden duruşları

Etkili Beden Dili İçin Kaçınılması Gereken Tavırlar

  • Aşırı göz temasında bulunmak,
  • Sürekli sabit durmak,
  • Fazlaca rahat hareketlerde bulunmak,
  • Duvara veya masaya yaslanmak,
  • Ayakları çaprazlamak,
  • Kolları önde veya arkada bağlamak,
  • Konuşurken başı geriye atmak, saçları geriye atmak, gözleri kapamak,
  • Ellerimizi ovuşturmak ve yüzümüzde dolaştırmak,
  • Parmak uçlarını birbirine dayamak,
  • Parmakları masada tıkırdatmak,
  • Saat ya da yüzükle oynamak.