Güneş Lekeleri Nasıl Geçer

Zararlı olan güneş ışınlarından etkilenen cildin üzerinde kahverengi ya da siyah şeklini almış güneş lekeleri oluşmaktadır. Bu lekeler güzellik salonlarında yapılan özel peeling uygulamaları ile arındırılmış olsa da, birden fazla kozmetik olmayan tamamı ile bitkisel ürünlerden edilmiş olan kremler yardımıyla da bu lekelerden kurtulmak mümkündür. İşte size bu ürünlerden bir kaç tanesini sıralayacağız.

Alfa Arbutin

Arbutin kremin iki farklı şekli vardır. Bunlardan birisi Alfa Arbutin diğeri ise Beta Arbutin. Yaban mersini, dut, kızılcık ve ayı üzümü özlerinden ve yapraklarından 1 ton gibi fazla miktardan 2 kilo exstrakt olarak ve biyolojik ham maddeye dönüştürülmesiyle elde edilmiştir. Bugüne dek cilt lekelerinde etkili şekilde aktif olarak işlev gören dünyanın en iyi ürünü olarak alfa arbutin gösterilmiştir.

Alfa Arbutin Nedir?

Tamamı ile bitkisel olan alfa arbutin cilt hücrelerinin yeni bir hayat kazanmasında etkili olan güçlü bir maddedir. Genel olarak leke giderici olarak da isimlendirilmiş bitkisel alfa arbutin, cilt üzerindeki rengi açmada, olası melanin üretimini azaltmada, ciltteki pigment yapısını düzenleme , güneş ve cilt lekeleri gibi olumsuz koşullara karşı oldukça etkilidir.

Alfa Arbutin Kremin Cilde Faydaları

Sertifikalı olan aktiflerin bir araya getirilmesiyle cilt sorunlarına karşı etkili bir üründür. İlk kullanım sürecinden sonra geliştirilme yapılarak birden fazla daha aktif ile zenginlik kazandırılmıştır. Sadece cilt lekeleri ve cildin aydınlatılmasını sağlanması amacı ile kullanılan bir ürün değildir. Diğer yandan cilt üzerindeki kırışıklıkları da ortadan kaldırmaktadır. Cildin daha pürüzsüz bir görünümde olmasını sağlamak için HYALURONİC ACID ile desteklendirilmiştir.
Kumral ve esmer tenli olan insanların ciltleri zararlı güneş ışınları ile temas etmiş olduğunda dalga şeklini almış lekeler cilt üzerinde oluşmaktadır. Bundan dolayı da cildin sağlıklı bir görünümünü kazanması için Alfa Arbutin kremi düzenli şekilde kullıldığı taktirde leke dalgalarını ortadan kaldıracaktır. Böylelikle cildiniz daha canlı bir görünüm kazanmış olacaktır.

Güneş Lekeleri İçin B3 Vitamini

Cilt bakımı açısından b3 vitamini, fazla şekilde kullanılarak önemli derecede olumlu sonuçlar alınmış olan bir vitamindir. Güneş sonrasındaki bakım, cilt lekesi, kırışıklıklar, cilt yağlanması, sivilce, sedef ve egzama gibi durumlara karşı kullanılmış etkili bir vitamindir. Vitamin cilt yaşlanmasının hızını keserken, kırışık oluşmasının da önüne geçmektedir. Ciltteki nemin uzun süre kalmasını sağlayarak, kendince cilt üzerinde yağ tabakaları oluşturur ve cildin kırışıklık kazanmasının önüne geçmiş olur.

Cilt Lekesine Karşı B3 Vitamini

Cildimizde bulunan melanoist hücrelerinden salgılanan melanin pigmentinin cilt üzerinde birikmesi sonucunda cilt lekeleri oluşmaktadır. Genetik anlamdaki cilt yapısı, güneş ile fazla temas, hormonsal tabletler, kullanılan kimyasal maddeler ve doğrum sonrasındaki bir takım durumlardan dolayı lekeler oluşmaktadır. Buradaki söz konusu olan cilt lekelerinin azaltılmasında ve yeni doğal görünümlü bir cilde sahip olmada b3 vitamini yani niyasin oldukça etkilidir. Cilt lekeleri üzerinde ayrıca c vitamini ile beraber kullanılması durumunda etkisi daha da artmış olacaktır. Cilt lekelerini azaltması konumunda oldukça fazla etkisi olduğu bilinmektedir. Güneşe maruz kalma sonrasında ise cildin yaşlanmasının önüne geçmektedir. Yüzde 3 gibi bir oranda cilde b3 vitamini uygulaması sonrası 2 günde bir olacak şekilde uygulanacak olan a vitaminli yağ ve c vitaminli yağlarında karışımının uygulanması fazla şekilde etkisini gösterir.

Cilt Lekesini Yok Etmede Etkili C Vitamini

Cilt lekesi sorunu ile karşılaşan ciltlerde c vitamini oldukça etkilidir. Ancak sadece akşamları kullanılması tavsiye edilmektedir. C vitamini farklı açılardan ele alacak olursak, insan sağlığı için faydalarını saymakla bitiremeyiz. Yine kendisini cilt lekelerinin tedavisinde kanıtladığı başarısı ile de göstermiştir. C vitamini cilt lekelerine karşı renk açıcı bir özelliği vardır. Cildi yenileyerek, önemli ölçüde besleme yapar. Cildin eski sağlıklı görünümünü kazanmasında etkilidir.

Cilt lekesine karşı etkili olan c vitamini, ilaçlar ve serumlar ile vücuda alınabilmektedir. Bunun yanı sıra krem ve losyonlar ile de vücut derisine takviye edilebiliyor. Uygulanacak olan bu takviyeleri sadece yaz aylarında yapılacağı düşünülmesin. Aynı şekilde kış aylarında da düzenli şekilde kullanmak cilt için faydalıdır. C vitamini su ile temas ettiği anlarda kolay bir şekilde çözülebilme özelliği vardır. Bundan dolayı insan vücuduna girdiği anlarda istenildiği miktar kadar depolanmaktadır. Geriye kalan miktar ise idrar yolu ile vücuttan dışarıya atılır. Her açıdan c vitamini kullanırken beslenme alışkanlığı da göz önünde bulundurularak dikkat edilmesi gerekir. C vitamini en fazla nerelerde bulunduğuna bakılacak olursa, limon, portakal, yeşilbiber, greyfurt, domates, ıspanak, karnabahar ve brokoli gibi gıdalarda bulunur. Bu gıdalarında taze olması oldukça önemlidir.

C vitamini saf I-ascorbic acid olarak alınabileceği gibi, c vitamini serumları ile de alınabilmektedir. Bu serumlar çok yüksek fiyatlara sahip değildir. C vitamini serumu 20 lira gibi oldukça makul seviyelerdeki fiyatlar ile alınabilmektedir.

Mandelik Asit

Mandelik asit, bir takım besinlerin yapısında yer almakta olan organik bir asittir. Diğer bir adı ile mandelik asit için meyve asidi olarak da isimlendirilmektedir. Acı bademden elde edilirken, herhangi bir yakma ve kızarıklık durumuna neden olmadan görevini tamamlar. Her cilt rengine ve tipine uygun bir yapıda olduğu gibi mevsimsel açıdan da kısıtlaması bulunmamaktadır. Işığa karşı yaşlanma olgularında, akne ve keje tedavisinde etkin sonuçlar elde edilir. Son zamanlarda ise faydalı olduğu alanlar çoğaldığı için kullanım bakımından da yaygın duruma geldi. Cilt yüzey kısmına hekimler tarafından on gün gibi bir süre içerisinde uygulanmakta olan mandelik asit, uygulamadaki 6-7 seansın ardından kendi etkisini ortaya koymaktadır.

Mandelik Asit Faydaları

Mandelik asit cilde yumuşaklık kazandırdığı gibi, canlılıkta verir. Bunun yanı sıra gün içerisindeki aktivitelerinize ve iş alanındaki çalışmalarınıza rahat bir şekilde devam etme imkanına sahip olursunuz. Uygulancak meyve asitli peeling kurulukların ortadan kaldırılması, ince çizgilerin giderilmesi ve leke, sivilce gibi durumların tedavisinde kullanılmaktadır.

Mandelik Asit Kullanımı

İçerisinde mandelik asiti barındırmış olan bir solüsyon temiz cilt yüzeyine uygulanır. Birkaç dakika bekletilmesinin ardından yüz yıkama işlemi yapılır. Yapılacak bu işlem süresi ise 10 dakikayı geçmez. Bu işlemin sonrasında ise güneşten koruyucu krem sürülebilir. Tedavideki seanslar 1 ile 4 hafta aralığında uygulanabilir. Buda yaklaşık 6 ile 10 tedavi seansına tekabül eder.
Tedavi sürecinin arasındaki verilecek boşluklarda gün içerisinde bir yada iki defa konsantrasyonlu meyve asitli kremlerin ve yıkama jellerinin kullanım görülmesi tedavideki etkinlik sürecini artırmaktadır. Buradaki meyve asitli peeling kızarıklık, tahriş, kabuklanma ve batma hissini ortaya çıkarabilir. Buradaki söz konusu olan bu yan etkiler geçici bir süreçtir. Tedavideki yöntem cildin yapısına göre uygulanması durumunda yan etkiler daha az görülecektir.
Alkol içerisindeki yüksek oranlarda çözünmekte olan mandelik asit, su içerisinde de yüzde 15 gibi bir oranda çözünmektedir. Türkiye sınırları içerisinde pek fazla bulunduğu söylenemez.

Kahverengi Cilt Lekeleri

Vücutta, yüzde bulunan lekeler, noktalar ya da çiller, herkes için farklı olabilir. Yetişkinlerin cildi üzerindeki kahverengi lekeler, yaşlanmanın istenmeyen bir işareti olabilir, ancak bir çocuğun çilli burnu oldukça sevimli bir görünüm sergileyebilir. Çiller, ciltte bulunurken, kahverengi lekeler, herhangi bir renkte deride, vücudun heryerinde görünebilir. Ancak farklılıklarına rağmen, hem kahverengi lekeler hem de çiller arasında derideki renk pigmentasyonunun yoğunlaşması neden olur. Kahverengi cilt lekeleri Lentigo adıyla da tıbbi literatürde geçer.

Melanin, insanlara cilt rengini veren doğal bir pigmenttir. Bir bölgede çok fazla melanin üretilirse, hiperpigmentasyon veya “kahverengi bir leke” ortaya çıkabilir. Kahverengi lekeler, düz veya çıkıntılı, yuvarlak veya oval şeklinde olabilir ve cildin herhangi bir yerinde, tek başına ya da grup halinde görünebilir. Ortak kahverengi lekeler arasında çiller, ben ve yaş noktaları bulunur. Genellikle zararsız olmakla birlikte, kahverengi lekeler aniden kaşınır hale geldiğinde endişeye neden olabilir. Kaşıntının sebebinin belirlenmesi önemlidir. Uzun süre devam eden kaşıntı, uyku ve yorgunluğa neden olmakla kalmaz, aynı zamanda erken yakalanırsa daha iyi tedavi edilebilen bir durumun kötüleştiğini gösterebilir.

 Cilt Lekeleri Türleri

Çeşitli kaşıntılı kahverengi lekeler vardır. Bazıları seboreikkeratozlardave dermatofibromalarda görüldüğü gibi yuvarlak ve soyulabilir türdedir. Bazı lekeler, liken planus gibi yamalı bir görünüme sergileyebilir; yaşlanma lekeleri veya melanomlar gibi diğerleri, düzensiz sınırlara sahip olabilir. Vücuttaki oluşum yeri, ayrıca lekeleri sınıflamaya yardımcı olur. Bazıları sırt ya da göğüs gibi yağlı alanları tercih ederken, diğerleri bilek ve ayak bileği gibi daha uzak bölgelerde görülme eğilimi gösterir.

NEDENLER

Kahverengi lekelerin nedeninin bilinmesi önemlidir, çünkü bazıları gözardı edilemez ve tedavi edilmediği takdirde tehlikeli olur. Lekeler çeşitli nedenlerden dolayı görülebilir. Bunlar aşırı güneş maruziyeti, yaşlanma, genetik, hormonlar, mantarlar veya hastalıklardan kaynaklanabilir. Dermatologlar, lentigo adı verilen bu tür lekelerin, ekseriyetle güneşin zararlı ışıklarından kaynaklandığında ısrarlıdır. Çok az bir yüzdenin ise, yaş alma sebebiyle oluştuğu yönünde fikir belirtilmiştir. Öte yandan hamilelik döneminde görülmesi düşündürücüdür. Hamilelikte hormon dengesinin stabilize olmaması, sürekli değişimler arz etmesiyle kahverengi lekelerin oluşumu izah edilebilir. Gebelik bittiğinde bu lekeler geçebilir, geçmeyenler için süreç düşündürücüdür. Ancak karaciğer rahatsızlıklarından ileri geldiğini düşünmek, az da olsa karşı görüşlere rağmen, hala tıbbi olarak geçerliliği olmayan bir tezdir. Uzmanların çoğu, karaciğer sorunlarının bu tarz kahverengi lekelere sebep olmadığı yönünde fikir birliğindedir.

UYARI

Melanomlar gibi ısrarla kaşıntıya neden olan kahverengi lekeler ölümcül olabilir. Melanom vücudun neredeyse herhangi bir organına, özellikle de beyinde, ciğerlerinde, karaciğerinde ve kemikte yayılabilen cilt kanseri ciddi bir şeklidir. Melanomun ilk bulguları, genellikle, mevcut bir bene ait şekil, boyut, renk veya dokuda bir değişikliğe veya yeni, garip görünen bir bene dönüşüme neden olur. Melanomu gösterebilen benlerin olağandışı özellikleri arasında: asimetrik bir şekil, düzensiz sınır, renk oluşumunun dengesiz dağılımı ve çapta büyüme görülür..

TEDAVİ

Kahverengi cilt leke tipi tedavinin gidişatını belirler. Bazıları ameliyat gerektirirken bazıları sadece, piyasada kolayca bulunankrem  sürülmesiyle geçebilir. Seboreikkeratozlar gibi iyi huylu lekeler, kriyoterapi (dondurma), küretaj (kazıma) veya elektrocerrahi (yakma) kullanılarak cerrahi olarak çıkarılabilir. Tineaversicolor’da olduğu gibi mantarın neden oldukları, klotrimazol ve mikonazol gibi anti-mantar kremleri ile tedavi edilebilir. Liken planus durumunda olduğu gibi, kendi kendine tedavilerin olmadığı noktalar, reçeteye dayalı steroidler deriye sürülen veya oral olarak alınan ilaçlar gerektirir. Melanom gibi daha tehlikeli lekeler daha fazla dikkat gerektirir. Erken teşhiste, büyüme tek başına ameliyatla veya sentinel lenf nodu biyopsisiyle birlikte alınabilir. Yaygın, geç evre melanoma tedavileri bir hastanın durumuna göre değişiklik gösterir ve ameliyat, kemoterapi ve radyasyon tedavisini içerebilir.

PROGNOZ

Çoğu kahverengi leke, tehlikeli olduklarından daha fazla kozmetik rahatsızlık taşır. Örneğin, tineaversikolor mantar bulaşıcı değildir ve dermatofibromlar kanserli değildir. Bununla birlikte, tehlikeli lekeler için, prognoz genellikle başlangıç ​​ve orta aşamalarda çok iyidir. Noktaların kötüleşmesini önlemede etkin bir rol oynamak için: büyüyen, değişen veya kaşıntılı lekeler için cildin her bölgesini aylık olarak titizlikle inceleyin. Kahverengi lekeleri kendiniz tedavi etmeye veya çıkarmaya başlamadan önce bir doktora gitmeniz önerilir.

Güneş Lekeleri İçin Glikolik Asit

Peeling ve asit denildiğinde bu kelimelere biraz tereddütle yaklaşabilirsiniz. Ancak uzmanlar, asitlerin birçok cilt sorununu iyileştirmenin en iyi ve en az invaziv yollarından biri olduğunu söyler . Bunun doğruluğunu anlamak için bir dizi glikolik asit peeling yöntemini gözden geçirdik.

C2H4O3 Glikolik asit formülüdür. Aldığınız asit ürünlerinde bu formülü görebilirsiniz. alfahidroksi asit grubunun üyesi olan glikolik asit bir çeşit meyve asididir, izine üzüm ve şeker kamışında rastlanır. Bir sentezlenmeyle elde edilen bu asidin alkol içeriği bulunmaktadır. Tıpkı birçok meyvede olduğu gibi.

Güneş lekeleri dâhil cilt bakımının hemen hemen her alanında güçlü etkisiyle rağbet görmektedir.

Dürüst olmamız ve kabul etmemiz gerekirse sadece kadınlar değil erkekler de cildinin sonsuza dek 20 yaşında görünmesini isterler

Asit peelingleri cildinizin sağlıklı olmasını sağlamak için en güvenilir ve test edilmiş yollardan birisidir. Dermatologlar ve kozmetik uzmanları tarafından rutin olarak tavsiye edilen çeşitli asit peeling türleri vardır; gilikolik asit, ince çizgili, donuk ve pürüzlü tenlerin onarımının yanı sıra güneş ışınlarının neden olduğu lekeler için de birebirdir. Peelinglerin hepsi çok nazikçe ve titizlikle kullanılması gereken ürünlerdir.

Glikolik  asitpeelingi, güneş lekelerinden kurtulmak için kullanırken, ilk iki seferinde, derinizin direnç oluşturması için çok düşük glikolik çözeltisi  yüzdesi kullanmalısınız. (%20 kadar). Asit toleransını, ileriki seanslarda yüzde 35’e, kadar yükseltebilirsiniz. Son aşamada, cilt durumunuza göre, bu yüzde 50 olabilir.

Glikolik asit peeling süreci nazik, hızlı ve kolaydır. Güneş ışınların neden olduğu istenmeyen lekeleri, biraz sabırlı ve kararlı olduğunuz takdirde siler atarsınız. Üstelik evde yapacağınız bu işlem, zaman ve nakitten tasarruf etmenizi sağlar.

GÜNEŞ LEKELERİNDEN KORUNMAK

Aslında ilk yapılması gereken, güneş lekelerinin oluşmaması için tedbirler almaktır. Deniz kıyısında güneşlenmeden önce en az 25 dakika önce yüksek korumalı güneş kremi kullanmanız ve güneşin altında çok uzun süreler kalmamanız gerekir. Güneş lekeleri sadece siz şezlongda uzanırken oluşmaz, yüzerken hatta deniz kıyısında yürürken de kendilerine yer edinebilirler.  Güneş lekeleri hakkında gerçekten kulaktan dolma bilgi kirliliği yaşadığımız bu günlerde, beslenmemizin bile cildimizi ne kadar etkilediği, içtiğimiz sigara ve tükettiğimiz alkol miktarının da bu süreçte önemli rol oynadıkları hep es geçilmiş gerçeklerdir. Başka bir eksik bilgi ise: güneş kreminin sadece yaz aylarında ve deniz kıyısında kullanılması gerektiği söylencesidir. Güneş lekeleri, en çok kendini gösterdiği yaz aylarında gönderdiği UV ışıklarıyla olur ama Türkiye gibi güneşin hemen her mevsim, en azından bazı bölgelerinde eksik olmadığı bir ülkede, kışın bile güneşten korunma yolları, tıpkı yaz ayları gibi ciddiye alınmalıdır. Arabada otururken dahi güneş ışıklarına maruz kalıyoruz. O camlar UV ışıklarını maalesef engellemiyor. Kışın bulutlu ve kapalı havalarda vücudumuzun %50’sinin güneşten etkilendiğini biliyor muydunuz?

Güneş lekelerinin oluşum nedenleri o kadar çoktur ki, bazen aklımızın ucundan geçmeyecek şeyler bile bunun sebebi olabilir. Örnek vermek gerekirse: güneş altında aşırı makyaj. Evet. Çoğumuz makyajın güneşin zararlı etkilerini tetiklediğini bilmez. Fondöten, pudra ürünlerinin cildinizdeki güneş lekelerinin baş mimarlarından olduğunu hiç düşündünüz mü? Şayet  ağır makyaj yapıldıysa ve üstelik bunların içerikleri kalitesiz ürünler ihtiva ediyorsa, işte güneş lekelerine bir davetiye daha. Makyaj haricinde kullandığınız, alkol içeren parfümlerde, güneş lekelerinin oluşumunda hiç masum sayılmaz.

Doğru Bilinen Yanlışlar

Güneş lekelerini silmek için uygulayacağınız Glikolik asit peeling öncesi ve sonrası yapmanız gerekenlerden biride: beslenmenizdir. Doğru beslenme cildinizin yenilenme hızını arttıracak etkenler olacaktır. Bu sebeple mümkünse sigara ve alkolden uzak durmaya çalışın. Hiç kullanmıyorsanız tebrikler, yolun yarısını şimdiden tamamladınız. Antioksidan zengini C-E vitaminleri içeren ürünleri mümkün mertebe bol tüketin. Bunlar antioksidan olmalarının yanı sıra aynı zamanda kolajen üretimini arttırır, güneş ışınlarının zararlı etkilerine karşı adeta bir kalkan vazifesi görürler. Süreç boyunca, yeşil sebzeler, narenciye ürünler en iyi dostunuz olmalı.

Güneş lekelerine tatbik edeceğiniz glikolik asit kür sonrası lekeli bölgeyi suyla temizleyin ve kendinize

Bir fincan yeşil çay yapın ve yanına da bir parça bitter çikolata koyun. Şaka değil.  Bu iki ürün de antioksidandır ve lekelerinizi çıkarmakta inanılmaz işlevleriyle c ve e vitaminiyle oluşturduğunuzkalkanın gücüne destek olacaktır. Üstelik Glikolik asit peeling işlemi sonrası bir parça rahatlamanın kime ne zararı olabilir? Yeşil çaydan bir bardak daha içebilirsiniz ama çikolata şimdilik bir parçayla kalsa iyi olur.

Glikolik Asit Kullanımı

Glikolik asitle güneş lekelerini çıkarmak, cilt tipiniz ve hassasiyetine göre birkaç haftanızı alabilir. Süreç, kullanacağınız asidi ne sıklıkla uygulayacağınıza ve ürünün mililitresine de bağlıdır. Bu işleminizden uzunca bir sürede geçse, solaryuma girmeyin. Unutmayın ki; güneş lekelerinden kurtulmaya çalışıyorsunuz. Bronzlaşmak bazen çok arzu edilebilir ama bronzlaşmakta ciltte bir çeşit yaralanmadır. Bunu aklınızdan çıkarmayınız. Güneş ışınlarını taklit eden solaryum ürettiği ışınlarla, melanin bu durumda işlevini iki kat arttırıyor ve lekelenme oluşumu tetikleniyor. Solaryumun özel ışıklarıyla güneş lekesi yapmadığını iddia edenler, maalesef insanları yanlış yönlendirmektedir. Bu durumlara karşı uyanık olmalısınız.

Lazerle yapılan uygulamalarla güneş lekelerinden kurtulmak elbette mevcut olsa da, bu işlemin nitelikli uzmanlarca yapıldığına emin olmalısınız. Üstelik zaman ve nakit konusunda bütçenizi düşünmelisiniz. İstatistiklere göre: Uzun ve zahmetli lazer prosedürlerinin herkeste işe yaramadığı ciddi kurumlarca ortaya konulmuştur. Siz dermatoloğunuza danışarak, cildinizin yapısına, zaman ve bütçenize göre karar vermelisiniz.

Ameliyat İzlerine TCA Peeling

Keşfi 18.yüzyıl başlarında olan, daha o günlerde kullanılmaya başlayan TCA (triklorasetik asit), modern bilimin ilerlemesiyle, günümüzde çok sık başvurulan bir tedavi materyali olmuştur. Orta dereceli bir asittir. Deri üzerinde ölü cildi dökerek yenisinin çıkmasını sağlarken, bunu en sağlıklı ve hızlı şekilde yapar. Tca kullanımına titizlikgösterildiği takdirde, lazer tedavisi veya klinikte yapılan kimyasal peeling seanslarından daha hesaplı olması tercih edilmesinin başka bir sebebidir. Ayrıca lazeryöntemlerinin sorunu çözmediği olduğu gibi, kanserojen etkilere sebep olup olmadığı hala tartışma konusudur. Ciltte her türlü leke, iz ve yaşlanmaya bağlı kırışıklar için ideal bir çözümdür.

Ameliyat sonrası vücudumuzda görünen veya görünmeyen yerlerde kalan dikiş izleri, çoğu kişiyi rahatsız eder. Kötü görünümü belki de yaşadığımız ameliyat deneyiminin stresli anlarını hatırlattığı için, bize katlanarak rahatsızlık verir. Elbette bu izlerin geçirilmesinin zaman ve maddi anlamda külfeti olduğu inkâr edilemez bir gerçektir. Özel klinikler elbette bir seçenek fakat seans başına alan ücretler oldukça yüksek olabildiği gibi aynı zamanda her seansa katılmak için harcanan zamanda azımsanacak gibi değildir.

Her bir ayda tekrarlanacak ve takriben bir seneye yakın bir zamanda uygulanacak Tcapeeling , ameliyat izlerini sağlıklı bir şekilde ortadan kaldıracaktır. Ameliyat izlerinden sıkıntı duyan, bu yüzden neredeyse depresyona giren kişiler, kliniklerde yapılan uygulamaların bütçelerini aşmasıyla daha çok sıkıntıya girebilir. Evde uygulanabilen ve talimatlara uyulması halinde  yan etkileri olmayan ya da minimum düzeyde kalan Tcapeeling etkisi dermatologlar tarafından test edilmiş, güvenli bir asittir.

Ameliyat izlerine uygulayacağınız Tca sağlık bakanlığından onaylı olmalıdır. Üretici firmanın güvencesi altında olan ürünleri tercih etmelisiniz. Merdiven altı üretim olan Tcalardan uzak durunuz, zira tca etken maddesi az olacağından sonuç almanız bir seneden fazla sürebilir ve yan etkileri maksimum derecede yaşayabilir, en iyi ihtimalle paranızın karşılığını alamayabilirsiniz. Cildinizin hassasiyeti, rengi ve tipi tcapeeling uygulamasında önemli yer tutar. Beyaz tenli kişiler, koyu tenli kişilere oranla tcapeelingden bir kademe daha fazla yarar sağlar. Ameliyat izlerinin bulunduğu yere süreceğiniz çökelti, ayda bir tekrarlanarak uygulanmalı, bu işlem sonrası derinin yenilenmeye başladığını görebilirsiniz.

UYGULAMA VE SONRASI.

Şişenin içindeki TCA miktarına bağlı olarak, tcapeeling yapımı farklılık arz edebilir. En güvenilir yöntem aldığınız ürünün üzerinde yazan talimatlardır. Genellikle %35 tca solüsyonu kullanmanız gerekir. Ağız ve göz kenarlarına sürmemeye dikkat ediniz.  İşlem yapılacak bölgede iltihaplanma veya açık yara varsa kesinlikle uygulamaya yapmayın. Bunun orta dereceli de olsa bir asit olduğunu unutmayınız.

Ameliyat izi olan bölgeyi peeling öncesi temizleyin ve kurulayın. Çubuk pamukla tca uygulamasına başlayın. Prospektüse göre hareket edin. İlk başta tedbir amaçlı az bir solüsyonla işe başlayın. Cildinizdeki reaksiyonları gözlemleyin. Bire dakika aralarla işleme devam edin. Bu hem olası cilt tepkilerini ölçmenize hem de solüsyonun deriye daha fazla temas etmesine yardımcı olacaktır. Uygulama bitince, birkaç dakika bekleyiniz ve suyla temizleyiniz. İşlemin doğru yapıldığının ilk belirtisi: gözle görülür bir beyazlamanın cilt üzerinde oluşmaya başlamasıdır. Hafif kızarıklar sizi endişelendirmesin. Bu olağan bir reaksiyondur. E vitaminli krem sürmeniz, derinin nemlendirilmesini sağlar çünkü tca cildinizi kurutacaktır. Pişik krem takviyesi aynı derecede önemlidir. Gün içerinde iki kez krem ve nemlendirici sürmek önemlidir.

Cilt tipi, deri hassasiyeti, ameliyat izlerinin derinliği ve görünürlüğüne bağlı olarak, yedi günde kabuklanmalar, soyulmalar başlayacaktır. Soyulma işlemi kendiliğinden olmalıdır. Elle soymayınız. Elle soyulmalarda istenmeyen neticelere sebep olabilirsiniz. Bu dönemde, deride kırmızılaşma gözlemlenebilir. Ufak çaplı şişkinlikler sizi korkutmasın. Talimatlara uyarak yapacağınız her işlem güvenlidir. Ayda bir kez eğer gerek görülüyorsa malzemeyi arttırarak işleme bir yıl devam edin.

Ameliyat izleriniz, vücudunuzun görünen yerlerindeyse, güneş koruyucular kullanın veya o bölgeyi örtecek şeyler giyin. Mümkünse risk almayın ve dışarıda güneşe maruz kalmayın. Çok sıcak duşlardan uzak durun.

Mütemadiyen yapılan uygulamalarda ameliyat izlerinin yavaş yavaş geçtiğini göreceksiniz. İlk tcapeeling yaptığınız günden itibaren kendini gösterecek etkiler, 2 ay sonra iyiden iyiye kendini göstermeye başlayacaktır. Bu süreçte asla kötümserliğe kapılmamalı ve sabırlı olmalısınız. Unutmayın ki; Roma bile 7 günde kuruldu.

Alfa Arbutin Cilt Lekeleri

Cilt lekelerine karşı yüzde 40 oranında etkili bir madde olan Alfa Arbutin, Japonlar tarafından keşfedilmiştir. Beyaz ve pürüz içermeyen bir cilde sahip olmak isteyen Japonlar, Alfa Arbutin içeren kremler ve kozmetik ürünlerinin üretimine önem verdi.

Cilt lekelerini gidermek üzerine Alfa Arbutin ile yapılan çalışmalar sonucunda yüzde 40 oranında giderici etkisi olduğu belirlendi. Böylelikle tüm dünya üzerindeki insanlara karşı Alfa Arbutin mucizesi gösterilmiş oldu.

Bitkisel Arbutin Nedir?

Doğal bitkilerden edilmiş olmasının yanı sıra hücrelerin kalbinde yeni bir hayat anlamında önemli şekilde güçlendirecek etkisi olan özel bir bileşimdir. Bitkisel leke giderici şeklinde tanımlanmış olan arbutin, uygulanacak biolojik teknolojiyle birlikte kozmetik alanında cildin renginin açılmasında etkim bir maddedir. Ciltteki vazgeçilmezi olan fonksiyonların optimum düzeyde gelişimine yardımcı olmak için enerjinin aktarılmasına destek sağlar. Bunun yanı sıra hücreler arasındaki iletişim ağının doğru şekilde yeniden kurulması için imkan sunar. Cilt lekelerinde gözlerle görülecek düzeyde azalma etkisi yaratır.

Alfa Arbutin Cilde Etkisi

Bitkisel arbutin ciltte fazla şekilde bulunan melaninin renksiz madde ile değişimini sağlar. Diğer yandan bir takım enzimler ile birleşerek fazla tyrosin oksidasyonu oluşmasının önüne geçer. İşte burada en büyük etkisini güneşten dolayı cilt üzerinde oluşan sivilce, leke, çil gibi yaralanmaların üzerinde gösterir. Melanin miktarının artmasına engel olarak, olası cilt lekelerini de engellemiş olur.

Kullanımı

Tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemiz içinde beyaz ten modasının gelme zamanıdır. Aslında cilt lekelerine karşı çözümler üretmek için çalışmalar yürüten ülkeler sıralamasında ilk sırada Japonya yer alıyor. Çünkü Japonların güzellik anlayışının temelinde beyazlık yatmaktadır. Bundan dolayı da beyaz tenlerinde oluşacak lekelere karşı, sık şekilde leke giderici krem ve maskeleri kullanmaktadır. Bu ürünleri kullananlar sıralamasında da her zaman ilk sırada bulunuyor. Genel olarak Japonlar güneşe maruz kalan bölgelerini doğru şekilde korumaya özen gösteriyorlar. Ancak yinede söz konusu olan kozmetik ürünlerini de kullanmaktan vazgeçmiyorlar. Japonya’ya göre Avrupa ülkelerinde bronz ten hakim olduğu için, genelde güneş kremleri kullanmayı tercih ediliyor.

Kış aylarına girildiği dönemlerde yaz aylarında oluşmuş olan lekelere karşı Amerika’da leke giderici serumlar, maskeler ve antiaging kremlerin kullanılması tercih ediliyor. Ülkemizde ise bronz ten favori durumda olduğu için gidişat bu yönde işlemiyor. Ancak gün geçtikçe ozon tabakasının incelmesinden dolayı, tüm dünya da beyaz ten modasının gelmesi de an meselesi olarak görülüyor.

ACNELYSE Krem

Acnelyse Krem Endeksiyon Bilgisi

İlaç içerisinde etkili olarak Tretinoin adındaki bir madde yer almaktadır. Ciltteki hücreleri besleyerek cildin yeni bir görünüm kazanmasını sağlar. A vitamini olarak cilde gönül rahatlığı içerisinde sürülebilen bir üründür. Deri üzerine uygulama işleminin ardından derideki üst tabakada yer alan epidermise ait hücrelerin tekrar yeni haline kavuşmasını sağlar. Acnelyse yoğun şekilde keratin oluşumuna baskıda bulunur ve derinin eski onarma mekanizmasında uyarma yapar.

Acnelyse Krem Hakkında Bilinmesi Gerekenler

İlaç içerisinde barındırılmış olan etkin maddesine karşı herhangi bir alerjiniz var ise, kesinlikle kullanmamanız tavsiye edilir. Yoğun şekilde keratin oluşumu için deri üzerinde baskı yapar. Derinin yeniden kendisini yenilemesi için gerekli olan mekanizmaları harekete geçirir. Uygulama işlemi yapılmasının ardından deri üzerinde sıcaklık ve batma hissi ortaya çıkabilir. Buradaki dozu kendiniz dayanabileceğiniz düzeyde ayarlayabilirsiniz. Tedaviye başlanılan ilk haftada iltihaplı olan lezyonlardaki artış daha fazla görülebilir. Bu durumda endişe edilmesine gerek yoktur. Çünkü artış görülmesindeki neden lezyonların üzerinde ilacın etkili olmasından kaynaklıdır. İlacın size hiç bir fayda getirmediğini düşünmüş olsanız dahi, reçetenin üzerindeki belirtilen süre zarfında kullanmaya devam ediniz. Cilt üzerindeki iyileşme süreci ise 2 ile 3 hafta zamanı alabilir. Ancak tam anlamı ile fayda sağlanması isteniyor ise, buradaki süre 6 haftadan az olmaması gereklidir. Hiçbir şekilde ağız ve burun bölgeleri ile temas ettirmeyiniz. Tedavinin devam ettiği süre içerisinde zarar getirecek ışınlardan uzak durunuz. Cildinizi hassas duruma getireceği için güneş ışınları ile teması sonrası yanıklar meydana gelebilir. Yine tedavinin devam ettiği süre zarfında, sert şampuan, sert sabun, tüy dökücüler, alkollü cilt ürünleri ve saç boyası gibi ürünleri kullanmaktan uzak durunuz. Güneş yanığı ve rüzgar yanığı gibi enfeksiyonlu olan ciltlerde, açık yaralı cilt kısımlarında kullanmayınız.

Acnelyse Krem Kullanım Şekli

Doktor tarafından hastaya karşı reçete edilmiş şekilde kullanılması gerekir. Tedavi devam ettiği sürece doktorun yönlendirmelerine dikkat ediniz. İlacın uygulanacak olan bölge temiz olmalıdır. Parmak ucu ile alınacak ilacı lezyonlu olan deri bölgesi üzerine hafif şekilde sürülür. Günde bir defa olmak üzere sadece geceleri uygulanmalıdır. Cilt üzerinde fayda sağlayarak iyileşmelerin görülmesi 2-3 hafta gibi bir süreyi bulabilmektedir. Ancak tam anlamı ile iyileşmenin görülebilmesi adına 6 haftadan daha uzun süre kullanılması gerekmektedir.

Acnelyse Krem Yan Etkileri

İlacın reçetesinde de belirtildiği gibi yan etkileri olarak, nefes alma sorunu, karın ağrısı, dil ve boğazda şişme gibi durumlar görülebilir. Bu durumlarda kesinlikle hemen uzman doktora başvurunuz. Tedavi edilen bölge üzerinde ise kızarıklık, tahriş, batma hissi, kaşıntı gibi yaygın şekilde görülen diğer etiklerdir.

ZERDEÇALDAN GELEN ŞİFA

Doğanın bize sunduğu bitkiler mucize şekilde şifa dağıtıyor. Zerdeçal zencefilgiller familyasına ait bir bitkidir. Sarı çiçekli büyük yapraklı çok yıllık otsu bir bitkidir. Asıl adı Hint safranı olarak da biliniyor. Ana vatanı güney asyadır.  Diğer isimleri zerde çöp, safran kökü, sarı boya, zerde çav olarak da geçmektedir. Tadı köri ve safrana benzeyen zerdeçal ilk çağlardan buyana hem baharat olarak aynı zamanda sağlığımıza faydalı şifalı bir bitki olarak kullanılmıştır. Doğuda uzun yıllardır hastalık tedavilerinde kullanılan bu baharat, çoğunlukla Hindistan ve uzak doğuda yetiştirip yaygınlaşan bir baharat olduğu için Hint ve uzak doğu mutfağında karşımıza çıkmaktadır. Mutfakta daha çok toz halinde kullanılan zerdeçal bitki hali de zencefile benzemektedir. İçeriğinde demir, potasyum, B6, D, A, B12, magnezyum vb. gibi değerli vitamin ve mineralleri içinde barındırmaktadır.

Tabi zerdeçalın asıl etkili maddesi curcumindir. Aktif maddesidir, güçlü miktarda A ve C vitamini bulundurmaktadır zerdeçalı bu kadar güçlü kılanda curcumin maddesidir. Curcumin doğada bulunan iyileştirici ve yatıştırıcı bir maddedir zerdeçaldaki curcumin maddesi onun kullanılabilirliğini kolaylaştırmaktadır. Demir ve magnezyum açısında oldukça zengindir. Curcumin uyku düzenleyen, serotonin salgılanmasına yardımcı olan B6 vitamini, diyet lif, bakır ve potasyum açısından da oldukça yararlı bir bitkidir. Her bitki gibi zerdeçalı da kullanırken dozunu ayarlamanız ve doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

ZERDEÇALIN FAYDALARI

  • Zerdeçal da en dikkat çeken faydalardan bir tanesi de antienflumatuar ve antioksidan etkisi olmasıdır. Kronik iltihaplanmanın birçok hastalığın başı olarak bilinmektedir zerdeçal bu iltihaplanmaları engelleyici özelliğe sahiptir. Etkisi o kadar güçlüdür ki birçok iltihap önleyici ilaçlar kadar etkilidir.
  • Mevsim geçişlerinde özellikle zerdeçal kullanımını arttırabilirsiniz. Zerdeçal serbest radikallere karşı hücreleri koruyucu olduğu için bağışıklığımızı güçlendirerek fayda sağlar.
  • Zerdeçalın metabolizmayı hızlandırıcı özelliği vardır. İçeriğinde bulunan curcumin maddesinin yağ yakıcı faydası vardır. Aynı zamanda sindirim ve hazım problemi çeken insanlar için çok faydalıdır. Sindirime yardımcı olarak kullanılır.
  • Detoks etkisi vardır karaciğer detoksu olarak kullanılır.
  • Karın ağrısını hafifletmeye yardımcıdır.
  • İltihap önleyici ve iyileştirici özelliğe sahiptir.
  • Sindirim kolaylaştıran özelliği ile gaz ve idrar sökücüdür.
  • Yemekle kullanıldığında kan şekerini düzenleyici etkisi vardır.
  • Karın şişkinliğini azaltıp ödem atmaya faydası vardır.
  • Tüberküloz hastalığının üzerinde olumlu faydaları vardır.
  • Kolesterol önleme amacıyla kullanılabilir.
  • Alzheimer ve depresyon hastalıkları üzerinden olukça faydalı ve önleyicidir.
  • İçeriğinde bulunan mutluluk hormonu olan serotonin hormonu salgılatan B6 bulunması nedeniyle depresyon tedavisinde kullanılır.
  • Kanser hücrelerine neden olan serbest radikallerin oluşma etkisini engelleyici özelliğe sahiptir. Bu nedenle kanser hastalarının bu süreçte zerdeçal kullanılması öneriliyor. Yapılacak araştırmalarda kanser hücrelerinin oluşumunu engelleyebilen faydası vardır.

ZERDEÇALIN YAN ETKİLERİ

  • Zerdeçal fazla kullanılmadığı takdirde sağlıklı bir besindir. Tabi her kullanan insanda farklı yan etkilere sebep olabiliyor. Aşırı ve yanlış kullanımda birçok etkiye neden olabilir.
  • Fazla kullanımda kalp çarpıntısına neden olabilir.
  • Aynı zamanda baharatlara karşı duyarlı insanlarda midede kramp ve gaza sebep olabilir.
  • Kanama bozukluğu olan hastaların dikkat emesi gerekir. Kan incelten bir özelliğe sahip olduğu için ameliyat olacak ya da olmuş hastaların bir süre kullanmayı bırakmanız gerekmektedir.
  • Karaciğer hastalarının dikkatli kullanması gerekmektedir. Diyabet hastalarının kullanması önerilir ancak doğru dozda ve doktor kontrolünde kullanmalıdırlar.
  • Çok fazla kullanılması kan hücrelerine zarar verebilir.
  • Warfarin ve aspirin kullanan hastaların kullanması önerilmez.

HAZIRLANIŞI: Zerdeçal çayı gayet basit hazırlanabilen bir çaydır. 1 çay kaşığı zerdeçal, 4 su bardağı su karıştırarak 15 dakika kaynamaya bırakınız. Daha sonra süzerek içmeye hazır hale getirebilirsiniz, tatlandırmak için bal ve ya limon kullanabilirsiniz.

Saç Dökülmesi Sebepleri

Dermatoloji uzmanlarının belirttikleri bir rutin dökülme düzeni vardır. Bunlar günde 50-100 arasında ise normal kabul edilir. Ancak dökülme sayısıyla alakalı daha fazla bir dökülme ve ense bölgesinde, alın da ve tepe bölgelerinde bir seyrelme ve açılma varsa kesinlikle bir doktora başvurulmalıdır. Günümüze kadar güzelliğin sembolü olmaya devam eden saçlarımız dökülmeye başlandığı zaman hemen bir strese ve bunalıma gireriz. Oysaki bunun sebebi çoğu zaman yaptığımız hatalı bakımlarla alakalıdır. Güzel kokular saçan kremler şekil veren spreyler bunlar ne kadar sizi bakımlı ve güzel göstermiş olsa da zamanla dökülmelerin en etkin sebebi oluyorlar. Bırakıldıktan sonra saçınızın aslında daha gür olmaya doğru gideceğini fark edeceksiniz. Elbette ki saç dökülmesi hastalıklardan kaynaklı olarak da meydana gelebilir; saç teli ve saçlı deri hastalıkları, tiroit ve anemi gibi. Bu yüzden kesinlikle saç dökülmesi normalin üstünde dökülmeye başlanmışsa hafife alınmamalı.

KALITSAL SAÇ KAYBI

En sık rastlanan saç dökülme tipidir. Genetik yatkınlık, androjen hormonlarının (erkeklerde) dihidrotestesteronun bu dökülmelerde rol aldığı beliriyor. Kalıtsal saç kaybında erkeklerde genellikle alın çizgisinden geriye doğru açılıyor, tepe bölgelerinde ise meydana gelen dökülmelerden seyrelmeler oluşur. Kadınlarda ise alında açılma olmaz genellikle tepe bölgelerinde saç dökülmesinden kaynaklı saçlar incelir ve azalır. Tablet ve sprey şeklinde ilaçlarla dermo kozmetik ürünler kullanarak saç dökülmesinin önüne geçebilirsiniz. En azından etkilenmeyen saçların korunması için yardımcı olur. Seyrekleşmiş ya da kelliğin oluştuğu bölgelere saç ekimi de yapabilirsiniz.

HATALI DİYETLER

Dermatologların saç dökülmesiyle ilgili uyardığı konulardan bir tanesi de yanlış yapılan diyettir. Yanlış veya dengesiz diyetlerin, protein eksikliğinin saçları güçsüz kılmak, kırık oluşumu gibi olumsuzluklara sebep olduğunu belirtmişlerdir. Saçın güçlü olabilmesi için keratin denilen saç yapısının vücutta yeterli şekilde sentezlenmesi gerekir. Bunun için gerekli olan proteinlerin besinler aracılığıyla yeteri kadar vücuda alınması gerekir. Vücut gereken protein ihtiyacını karşılayamaz ve keratin maddeler kendini sentezleyemezse saçlarda dökülmelerin oluşması kaçınılmazdır.

MANTAR HASTALIKLARI

Genellikle saçlı deriyi tutan mantar rahatsızlığının çocuklarda oluştuğunu düşünsek bile çoğu zaman yetişkinlerde de meydana gelir. Yetişkinlerin karşılaştığı bu sorunun eğer önüne geçilmezse kalıcı kellik oluşabilir.

KULLANDIĞIMIZ İLAÇLAR

Hepimizin türlü türlü hastalıklardan dolayı kullandığı ilaçlar vardır. Bunların yan etkilerinden kaşıntı, bulantı oluşabildiği gibi saç dökülmesine de yol açabileceğini unutmayalım. Genellikle bu tür yan etkilerin oluşturabileceği ilaçlar; depresyon hapları, kalp hastalıkları, yüksek tansiyon, kolestrol, kan sulandırıcılar gibi ilaçlardır. Genellikle kadınlarda doğum kontrol haplarının kullanıma başlayıp belirli bir süreden sonra bırakılması da saç dökülmesine sebebiyet verebilir. Bunun sebebe ise ilaçtaki etkili maddelerin birden vücudu terk etmesiyle meydana gelen boşluktan diğer maddelerin yetersiz kalmasıdır. Bu maddelerden biride saç yapısı için gerekli olan keratinler olunca vücutta yetersiz hale gelir ve saç dökümüne yol açıyor.

SAÇKIRAN HASTALIĞI

Tıp dünyasında alopesi diye geçen otoimmün bir rahatsızlık olan saçkıran ağır stresli durumlarda meydana gelen bir hastalıktır. Saçlı deride bazı hastalarda kaş, kirpik hatta vücutta oluşan kıl dökülmelerine yol açar. Stres hormonlarının vücudumuzda salgılanması sonucunda iç dengenin bozulmasıyla birçok hastalık meydana gelir. Ortaya çıkan bu hastalıklar neticesinde saçlar dökülmeye başlar. Bu rahatsızlığın ortaya çıkmasında ki temel neden stres olsa da genetik yatkınlık ve enfeksiyonlar gibi etkenlerinde hastalığı tetikler nitelikte. Genel anlamıyla tedavilerde sebep olarak bunlar araştırılır ve alınan sonuca göre tedavi sürecine başlanır.

AŞIRI KİLO KAYIPLARI

Aşırı kilo kayıpları sonucunda her zaman birçok hastalık meydana gelir. Saç dökülmelerinin oluşumunda ise çok etkili bir nedendir. Bunun nedeni telofen effluvium olarak adlandırılmış olan dökülme evresindeki saç oranının ve dökülme süresinin uzatılması. Saçlarda ki dökülme 3-6 ay gibi bir süreye kadar devam edip sonradan saçtaki dökülmeler durabiliyor.

YÜKSEK DOZDA A VİTAMİNİ

A Vitaminlerinin yüksek dozda alınması da saç dökülmesi için bir neden oluşturur. Ama sonrasında alımı durdurulunca saç dökülmeleri de sona eriyor.

SAÇLARI ISLAKKEN TARAMAK

Duş esnasında veya çıktıktan sonra ıslak saçı sürekli taramak aslında iyi olmadığı da bir gerçektir. Çünkü ıslak saç daha elastik oluyor ve tarak darbeleriyle saç güçsüzleşip kırılıyor.

BAKIM KREMİ VE ŞAMPUANIN FAZLA KULLANIMI

Saçlarınızın banyodayken fazla şampuanlamak ve çıktıktan sonra çeşitli bakım kremleri sürerek aslında saçlarınızı çok temizlemiş olmazsınız. Saçlarınızı haftalık yıkama süresine bağlı olarak şampuanınızı dengeleyin ve sürekli bakım kremleri kullanmaktan uzak durun. Özellikle reklamlarını duyduğunuz her şampuan ve bakım kremi sizin saçınıza iyi gelmeyebilir. Eğer ilk defa bir krem deniyor ve saçınızda dökülmeler oluşmaya başlamışsa kesinlikle kullanımı durdurun ve hemen bir doktora görünün. Çünkü dökülme sebebinin bakım kremlerinden mi kaynaklı olduğundan emin olun.

AT KUYRUĞU YAPMAK

Saçlarınızın at kuyruğu şeklinde yapılması alın çizginizden geriye doğru saçlarda gerginlik ve saç köklerine çekme kuvvetiyle zarar veriyor. Traksiyonel alopesi olarak adlandırılan saç kayıplarına neden oluyor. Aynı şekilde gergin yapılan örgülerde saç köklerine zarar verip dökülmeye sebep oluyor.

Çocuklarda Kilo Kontrolü

Yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda kilo kontrolü oldukça önemlidir. Hatta çocuklarda daha dikkatli olunması gerekiyor. Çünkü çocuklukta dikkat edilmeyen kilo obeziteye ve başka sağlık sorunlarına yol açabilir. Çocukların beslenmeleri gereksinimlerini karşılayacak ölçüde olmalıdır. Çocuk doktoruna ya da beslenme uzmanına danışarak çocuğunuzun olması gereken kiloyu öğrenin. Çocuğunuz olması gereken kilonun altında ya da üstündeyse mutlaka uygun bir beslenme programına başlayın. Çocuğunuzun diyetine ya da ek gıda almasına tek başınıza karar vermeyin.

Çocuğunuzun fazla kilosunun olması diyet yapması gerektiği anlamına gelmez. Gelişme çağındaki çocuklarda hızlı kilo alımı ya da kilo verme durumları oluşabilir. Tüm bunları hekiminizin uygun gördüğü programa uygun şekilde yapın. Eğer ki bir program uygulanması gerekiyorsa buna küçük adımlarla başlayın. Çocuğunuzun bünyesinin buna alışmasına izin verin. Çocuğunuza mutlaka doyurucu ve besleyici bir kahvaltı yaptırın. beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği kullanmaya özen gösterin. Çocuklarınızı abur cubur yerine meyve kuruyemiş gibi sağlıklı besinlerle besleyin. Mümkün olduğunca yemek öğünlerinde çocuklarınızla birlikte olmaya çalışın.

Çocuklarda Şişmanlığın Nedenleri

Çocukluk ve ergenlik dönemindeki obezite genellikle yetişkinlik döneminde de devam etmektedir. Sağlıkproblemleriyle beraber sosyal problemlere de yolaçmaktadır. Çocukluk dönemlerinde obeziteye yol açan nedenler;

  • Çocukların düzenli olarak fiziksel aktivite de bulunmaması sürekli televizyon ve bilgisayar başında zaman geçirmesi hareketsizliğe yol açar. Buda tükettiği besinlerden daha hızlı kilo almasına sebep olur.
  • Yüksek kalori barındıran yiyecekler fazla tüketilmesi sonucu aşırı kiloya yol açar. Bu yiyeceklere yönelmeyi arttıran çevresel faktörlerden çocuklarınızı uzak tutmaya çalışın.
  • Aşırı kilolu olan obez ailelerin çocuklarının da genetik olarak obezite olma olasılıkları fazladır.

Obez çocuklarda tansiyon, tip 2 şeker, cilt bozuklukları, ortopedik riskler, psikolojik bozukluklar ve kalp hastalıklarına rastlanmaktadır.

Çocuklarda Obeziteyi Azaltmanın Yolları

Çocuğunuz çok kiloluysa onu fazla eleştirmemekle birlikte durumu da kabullenmeyin. Çünkü obezite tedavisi ve azaltılması mümkün bir hastalıktır. Çocuklarınızda obeziteyi azaltmanın yollarını şu şekilde açıklayabiliriz;

  • İlk yapmanız gereken şey çocuğunuzun besin miktarını ve zamanını not ederek doktora başvurmak olacaktır.
  • Çocuklarınızı diyete sokmak yerine sağlıksız besinlerden uzak tutarak sağlıklı besinler tüketmesini sağlayın.
  • Yediği yemekler kadar içtiği sıvılara da dikkat edin. Gazoz, kola ve meyve suyu gibi içecekleri çok tüketmemesine dikkat edin. Günde bir bardağı geçmemek şartıyla meyve suyu verebilirsiniz. Onun haricinde su ve ayran içme alışkanlığı edindirin.
  • Aşırı miktarda şeker barındıran çay esaslı içeceklerden de uzak tutun.
  • Sağlıklı beslenmenin önemini anlatarak mutfakta onlarla zaman geçirmeye çalışın.
  • Sebze ve yoğurt tüketmeye teşvik edin.
  • İçerisinde yağ, un ve şeker barındıran hazır ya da ev yapımı besinlerden uzak tutun.
  • Onları pizza, burger gibi hazır yemek siparişlerinden uzak tutun
  • Kalitesini ve ihtiyacını düşürmemek koşuluyla yemek porsiyonlarını azaltın.
  • Çocuklarınızı ayak üstü atıştırmalıklardan uzak tutun. Masada yenilen yemek, yiyecek miktarını azaltarak daha yavaş yemelerini sağlamaktadır.
  • Tabağındaki yemeği bitirmesi için baskı kurmayın. Ceza veya ödül olarak besin kullanmayın.
  • Yemekleri birlikte yemeye özen gösterin. Tek başına yemek yemelerine izin vermeyin.
  • Okulda tükettiği yiyecekleri mutlaka takip edin.
  • Sık ve az miktarda yemeye teşvik edin. Atıştırmalıklarda kurabiye yerine, portakal, şeftali, elma, bisküvi yerine salatalık, yağlı cipsler yerine ceviz, fındık, badem tüketmelerini sağlayın. Özellikle yağ ve karbonhidrat açısından zengin gıdalardan mutlaka uzak tutun.
  • Fiziksel aktivite yapmasına yardımcı olun. Mümkünse bir spor salonuna yazdırabilirsiniz. Alkol ve benzeri bağımlılıklardan uzak tutun.
  • Çocuklarınıza zayıflatma ilacı vermeyin. Doktorunuz uygun görürse ilaç tedavisine başlayabilirsiniz.
  • Çocuklarda kilo sorunları çözümünde ki en etkili yolun sağlıklı besinler ve daha çok hareket olduğunu unutmayın.

Kilolu Çocuklarda Egzersiz

Çocuğunuz kilosunu yaşamında bir sorun olarak görmüyorsa onu harekete geçirme konusunda zorlanabilirsiniz. Çocuklarda  kilo kontrolü açısından en zor fakat en önemli yöntem egzersizdir. Çocukluk yaşlarında sağlık açısından yapılan diyetlerde kaloriyi düşürmek çok doğru bir seçim olmadığından dolayı, aldıkları kaloriyi harcamalarını sağlayabilirsiniz. Şu şekilde egzersizlerle çocuklarınıza yardımcı olabilirsiniz;

  • Özellikle kısa mesafelerde araç kullanmak yerine yürümeye teşvik edin. Okulu eve yakın ve yürüyebileceği bir mesafede ise okula yürüyerek gidip gelmesini isteyin.
  • Çok yüksek katlı binalarda olmamak şartıyla asansör yerine merdiven ile çıkmasını sağlayın.
  • Bilgisayar ve televizyon başında geçirdiği zamanı kısıtlayarak oturarak aktivite yapmasını engelleyin. Ne kadar hareket o kadar sağlık.
  • Okul öncesi ve oyun çağında olan çocukların kendi bireysel işlerini kendileri yapması gerektiğini unutmayın. Giyinme, odasını toplama, çantasını hazırlama işlerini tek başına yapmalı. Hatta ev işlerinde de size yardımcı olmasını sağlayın.
  • Spor yaparken tek başına yapılan sporlardan ziyade toplu spor aktivitelerine katılmasını sağlayın. Basketbol, voleybol, halk oyunları ve dans gibi aktiviteler yapabilir.
  • Öğretmen ve arkadaşlarıyla okulda yapına resim, tiyatro, müzik gibi aktivitelere katılması için onlara destek verin.
  • Çocukları sevebilecekleri özel ilgi alanlarına yöneltin. Spor yapmak, müzik, koleksiyon gibi hobileri olsun. Çünkü uğraşacak bir aktivitesi olmayan çocuk daha çok yemeğe saldırır.
  • Egzersiz yapması için birden yüklenmeyin. Egzersize ilk başta 15- 20 dakika ile başlayarak bu süreyi daha sonra 30- 45 dakikaya kadar arttırabilir. Aynı şekilde gün sayısıda ilk başta haftada 3- 4 gün olmalı, daha sonra hergün hatta günde iki kez bile yapılabilir. Tabi tüm bunları çocuklarınıza yaptırırken mutlaka bir doktor kontrolünde olması gerektiğini unutmayın ve çocuğun bünyesinin bu aktiviteye izin verebildiğinden emin olun.
  • Egzersize ilk başta yürüyüş gibi hafif tempoda bir aktiviteyle başlanarak bu tempo giderek arttırılmalıdır. Çocuklarınızın sevebileceği aktiviteler yapması bir nevi tedavi olan bu egzersiz sürecini onlar için daha eğlenceli hale getirebilir.