Eğitim Gelişiminde Hem Bütünleme Hem Ayırma Vardır

Çocuk İlk yaşlarında, kendine yapılan etkilere karşı bütün vücuduyla tepki yapar. Örneğin, çocuk, önünde duran oyuncağa uzanmak istediği zaman yalnız kolunu uzatmaz, bütün vücuduyla birlikte hareket ederek ona ulaşmaya çalışır. Oyuncağı tutmak için yalnız parmaklarını değil kolunu ve omuzunu hareket ettirir.

Yeni doğan bir çocuğun ağlaması ile neyi istediğini anlamak mümkün olamaz. Yaşı ilerledikçe acıktığı için mi veya başka bir maksat için mi ağladığını anlamak mümkün olur. Çocuk başlangıçta her erkek için “baba” kelimesini kullanır, fakat daha sonra bu kelimeyi yalnız babası için kullanmaya başlar.

İleri yaşlarda da yine herhangi bir beceriyi öğrenenlerin gereken organlarından başka diğer organlarını da kullandıkları görülür. Örneğin üç tekerlekli bisiklete binmeyi öğrenmeye başlayan bir çocuğun hemen bütün vücudunu hareket ettirmeye başladığı görülür. Otomobil sürmeyi öğrenmeye başlayan bir kimsede de gereksiz vücut hareketleri daha çoktur, usta bir sürücünün ise hareketleri daha belirli ve ekonomiktir.

Böylece öğrenciler birçok becerileri öğrenmede toptan hareketlerden özgül hareketlere doğru gidiş gösterirler.

Birçok konuların öğretilmesinde de bunun aksi olur. İlkin özgül hareketlerin yapıldığı sonra bunların bütünlendiği görülür. Özellikle ileri yaşlarda, soyut kavramların öğrenilmesinde ilkin bu kavramlara ulaştıracak somut kavramların öğrenilmesi, sonra bunların birleştirilerek bütünlenmesi gerekir. Örneğin matematiksel kavramların çoğu küçük küçük kavramların birleştirilmesi ile mümkün olur. Saymadan başlayarak toplama, çıkarma, çarpma, bölmeye geçilerek çocuğa matematiksel kavramlar verilir. Böylece gelişim ayırmayı ve bütünlemeyi içine alan bir süreç olarak görülür.

Gelişimde Geniş Bireysel Farklılıklar Vardır

Her insanın kendisine özgü bir gelişim biçimi vardır. Başka bir deyişle gelişim bireyseldir. Beden, zihin, sosyal, duygu ve kişilik gibi gelişimlerinde, bir insanın diğer insandan farklı olduğunu ilerideki ünitelerimizde daha açık olarak göreceğiz. Bu yüzden bireysel farklılık eğitimcinin üzerinde dikkatle eğileceği bir konudur.

Yapılan denemeler aynı zekâ bölümüne sahip iki öğrencinin bile birbirinden farklı olduğunu ortaya koymuştur. Örneğin, aynı zekâ bölümüne sahip iki öğrencinin, okuma yeteneği, 6 yaşından 12 yaşına kadar izlenmiştir. Uygulanan testler sonunda bu iki öğrencinin aynı takvim yaşlarında birbirlerinden farklı okuma yaşına ulaştığı görülmüştür. Birinci öğrenci başlangıçta okumada çok hızlı bir gelişme göstermiştir.

Fakat 9-11 yaş arasında bazen ilerleme, bazen gerileme göstererek yerinde saymış, 11 yaşından sonra yeniden hızlanmıştır, ikinci öğrenci ise 6-9 yaş arasında belirgin bir ilerleme gösterememiş, 9 yaşından sonra ise okumada çok hızlı bir gelişim göstererek 11 yaşına varınca birinci öğrenciye yetişerek onu geçmiştir. Aynı denemenin uygulandığı 56 öğrencinin de, hemen hiç birinin, okuma gelişiminde izledikleri yol bakımından, birbirine benzemedikleri görülmüştür.

8, 12, 17 yaşlarında bulunan 167 kızın zekâ yaşları üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, 8 takvim yaşında olanların 2-14 zekâ yaşı arasında; 12 takvim yaşında olanların 8-19 zekâ yaşı arasında; 16 takvim yaşında olanların ise 11-22 zekâ yaşı arasında dağıldıkları görülmüştür.

Diğer bir araştırmaya gör? Küçük yaşlarda, aynı takvim yaşında olanlar arsındaki zekâ yaşı farklılığı, takvim yaşı ilerledikçe daha da artmaktadır. 4 takvim yaşında olanlar arasındaki farklılık 5 zekâ yaşı genişliğinde olduğu halde, 12 takvim yaşında olanların arasındaki farklılık 10 zekâ yaşı kadar olmaktadır.

Böylece öğrencilerin bireysel farklılıklarına göre gerekli eğitimsel tedbirlerin alınması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Belli bir seviyede yaptığımız dondurulmuş bir öğretim şüphesiz ki sınıfımızdaki öğrencilerin bireysel farklılıklarına uygun olamaz. Aynı öğrenim etkinlikleri aynı konular, aynı öğretim metotları bir sınıftaki öğrencilerde aynı tepkiyi veya aynı başarıyı yaratmaya muktedir değildir.

Öğrencileri takvim yaşına, zekâ yaşına veya diğer sahip olduğu gelişim yaşlarından birine göre bir sınıfa koymak ve onlara aynı öğrenim yaşantılarını, aynı eğitim metotlarını uygulamak da mümkün değildir. Diğer yandan öğrencileri tek tek gösterdikleri gelişim özelliğine göre de eğitmek, yani bireysel öğretim yapmak da eğitim sistemimiz içinde imkânsızdır.

O halde, iyi bir eğitim için sınıfta uygulanabilecek en pratik yol şudur: İşlenecek herhangi bir konu için öğrencileri seviye gruplarına ayırmak, Öğrencilerin bireysel farklılıklarına cevap verecek değişik seviyede değişik öğrenim yaşantıları hazırlayarak bunları değişik metotlarla uygulamak gerekecektir.

Eğitimin Seviyesi Gelişimin Seviyesine Uygun Olmalıdır

Okul programına göre çocuğa öğretilecek bilgi, beceri ve tavırların gerektirdiği gelişim seviyesinin çocuk tarafından kazanılmış olması şarttır. Çocuğun öğrenmemeye hazır bulunmaması halinde yapılacak öğretim çabaları olumlu neticeler vermemektedir.

Özdeş ikizler üzerinde yapılan araştırmalar, öğrencilerin yeter olgunluğa erişmeden önce, belli bazı konularda onları eğitmeye çalışmanın gereksizliğini ortaya koymuştur. Örneğin yaşı kırk altı hafta olan iki özdeş ikizlerden birincisine altı hafta süreyle merdivene tırmanma temrinleri yaptırılmıştır. Altıncı haftanın sonunda birinci ikiz merdiveni 26 saniyede tırmanmıştır.

Diğer ikize bu süre içinde hiç merdiven tırmanma temrini yaptırılmamıştır. Ama bu ikinci ikizin, yaşı elli üçüncü haftayı tamamlayınca, hiç merdiven tırmanma temrini yapmadığı halde, merdiveni yardımsız olarak 45 saniyede tırmandığı görülmüştür.

Bu ikinci ikize iki hafta süreyle merdiven tırmanma temrini yaptırılınca öbür kardeşinden daha hızlı olarak 10 saniyede merdivene tırmanmıştır. Böylece özdeş ikizlerin yaşı elli beşinci haftaya ulaştığı zaman, daha önceden temrin yaptırılan birinci ikize bakarak daha önce hiç temrin yaptırılmayan ikinci ikizin merdiven tırmanmayı daha iyi bir şekilde öğrendiği görülmüştür.

Gerekli olgunluk seviyesine ulaşmadan çocuğa daha erken yapılacak öğretimin yararlı olmamasına karşı, acaba, gerekli olgunluk seviyesini geçtikten sonra çocuğa yapılacak öğretimin daha yararlı olması mümkün müdür? Bu konuda yapılan araştırmalar da, yeterli olgunluk çağını geçiren çocukların gerekli bilgi, beceri ve tavırları daha iyi öğrenemediklerini göstermiştir.

O halde herhangi bir konuda yapılacak öğretim, ancak çocukların elverişli olgunluk seviyesine ulaştığı ve öğrenmeye hazır bulundukları zaman yapılmalıdır. Ancak bu kural bizi yanlış bir kanıya götürmemelidir. Bazı alanlarda ( örneğin karakter, beslenme, boş zamanları kullanma eğitimi gibi ) eğitim küçük yaşlardan başlar. Çocuğun gelişim seviyesine uygun olarak kullanılacak metotlarla, onun küçük yaşlardan itibaren bu çeşit alanlarda eğitilmesi gerekir, aksi takdirde ileri yaşlarda eğitimde gecikilmiş olunur.

Eğitim Yönünden Önemli Gelişim Kuralları

Herhangi bir insan, hayatının her anında, az da olsa, devamlı bir değişme içindedir. Çünkü her insan, çevresiyle devamlı etkileşim içindedir. Böylece, insanın devamlı olarak dokumakta olduğu yaşam örüntüsü hem önceki yaşantıların hem de, o anda çevresi ile kendi arasındaki etkileşimin sonucunda değişikliğe uğratılmaktadır. Bu değişmede geriye dönüş yoktur, ileriye doğru akış vardır. Böylece gelişimin sürecini daha iyi anlamak için, gelişimin devamlı değişme olduğunu ve bu değişmenin ise insanın yaşam örüntüsünde olduğunu hatırdan çıkarmamak gerektir.

Öğrencinin gelişiminin iyi bir şekilde tanınması onun nasıl bir yaşam örüntüsü içinde olduğunu başka bir deyişle nasıl bir gelişim örüntüsüne sahip olduğunu tanımakla mümkün olabilir. Her öğrencinin, kendine has bir gelişimi olmakla beraber, genellikle aynı gelişim devresinde olan öğrencilerin birbirlerine benzeyen yönlerinin oluşu bizi bazı genel kurallara götürmektedir. Böylece bu genel kurallar öğrenciyi tanıma işimizi kolaylaştırmakta ve her öğrencinin gelişiminin bireysel yönlerini tanımaya zaman ayırmamıza yardım etmektedir.

Bütün insanlar için geçerli olabilen gelişimin genel kuralları şunlardır:

Gelişim, Kalıtım ile Çevrenin Etkileşiminin Ürünüdür

Kalıtım bir insanın ana-babasından getirebildiği var kuvvetleri ifade etmektedir. Başka bir deyişle bir insan birçok yönleri ile ana babasına veya daha önceki soyuna çekmektedir. Diğer yandan insan ana-babasından getirebileceği var kuvvetlerini bir çevre içinde ve çevre ile etkileşerek geliştirebilmektedir. Böylece kalıtım ile çevrenin birbiri ile etkileşimi insanın gelişim örüntüsünü dokumaktadır.

Kalıtım (Soyaçekim) : insanı meydana getiren ilk hücre babadan gelme spermle, anadan gelme yumurtanın rahim içinde birleşmesiyle meydana gelir. Bu birleşmeye döllenme diyoruz. Döllenme sırasında sperm ve yumurtanın her birinde 23 er kromozom vardır. Döllenme meydana gelince bu 23 er kromozom çift çift birleşerek 46 kromozomluk fakat 23 çift halinde bir hücre meydana getirir.

Bu kromozomlarda binlerce gen vardır. Çift, çift bulunan kromozomların genleri de birbirlerini etkileyerek birleşirler. Bazı genler baskın (dominant) bazı genler ise çekilgen (recessif)’tir. Genlerin birleşmesi sırasında baskın genler çekilgen genlere üstün gelerek getirdiği özelliğin yeni organizmada meydana çıkmasına sebep olur. Böylece baskın gen anadan geliyorsa ananın, babadan geliyorsa babanın özelliği çocukta görülür. Örneğin çocuğun gözünün rengi, bu etkileşimin sonucunda baskın çıkan genin etkisiyle ya ananın ya babanın gözüne benzer.

Anadan-babadan gelen 23 çift kromozomun 22 çifti birbirine benzer. Yalnız bir çifti birbirinden farklıdır. Bunlara X ve Y kromozomları denir. Anadan gelen yumurtada daima X kromozomu vardır, fakat babadan gelen spermde ya X ya Y kromozomu bulunur.

Spermde X kromozomu bulunursa ananın X kromozomu ile birleşerek çocuğun kız olmasını sağlar. Ama spermde Y kromozomu bulunursa ananın X kromozomu ile birleşerek çocuğun erkek olmasını sağlar. Kalıtımda genlerin rolü çok büyüktür. Bir çocuğun ana-babasından ve soyundan getirebileceği bütün özellikler genler aracılığı ile olmaktadır.

Çevre: Her organizmanın hem bir iç çevresi hem de, organizmanın içinde yaşadığı bir dış çevresi vardır. Organizmanın iç çevresindeki hücreler, organlar devamlı bir enerji akımı içinde etkileşim halindedir.

Organizmanın dış çevresinde ise organizma ile onu çevreleyen rahim içindeki su, ısı, basınç vb. dış etkiler; doğumdan sonra yine ısı, hava, rutubet gibi etkenlerle onu çevreleyen canlı, cansız varlıklar bulunmaktadır. Böylece insan döllenmeden doğuma, doğumdan ölüme kadar bir çevre içinde yaşamak zorundadır.

Bu çevrenin insana olan etkileri ve insanın bu etkilere yaptığı tepkileri, onun soyaçekimle getirdiği var kuvvetlerinin meydana çıkmasına yardım eder. Böylece insanın gelişimi kendisi ile çevresinin etkileşimine dayanarak devam eder, gider.

Kalıtım-Çevre etkileşimi: Yeni organizmanın kromozomlarında bulunan genlerin değişik şekillerde birleşimi ile organizmanın gelişimi hem sınırlandırılmış, hem de bir yöne doğru yöneltilmiş olur. Fakat kalıtım yoluyla gelen var kuvvetlerle çevrenin kuvvetleri birbirine etkileşim yaparak gelişmeyi meydana getirir. Böylece bu iki kuvvetler sisteminin birbirini etkilemesi, insanın davranışlarının biçim kazanmasını sağlar.

Gelişimin bazı yönlerinde kalıtımın, bazı yönlerinde ise çevrenin daha üstün geldiği görülebilmektedir. Beden gelişimi bunlardan birisidir. Çocuğun ana-babasına veya soyundan birisine vücutça daha çok benzemesi kalıtımın baskınlığını gösterir. Fakat vücudun gelişmesine çevrenin de büyük etkiler yaptığı denemelerle anlaşılmaktadır. Kötü beslenme veya kötü çevre şartları beden gelişiminde gerilemeler veya ilerlemeler meydana getirebilmektedir.

Özellikle eğitim yönünden önemli olan dilin, sosyal davranışların ve ilgilerin gelişiminde çevrenin etkisi kalıtımın etkisine üstün görülmektedir. Zekânın gelişiminde ise kalıtımla soyaçekimin ikisinin de önemli derecede etkide bulunduğu anlaşılmaktadır.

Gelişim hem kalıtıma hem çevreye dayanmaktadır. Elimizdeki bilgiler bunun hangisinin daha önemli olduğunu kanıtlayacak durumda değildir. Okullar, öğrencinin, en iyi bir şekilde gelişimini sağlamak için gereken ortamı hazırlamakla sorumludur. Bu yüzden kalıtım için soyut kavram ve kuralların ortaya çıkarılması ve kalıtım problemleri eğitimden çok biyolojiyi ilgilendirmektedir. Eğitimin, dolayısıyla eğitimcinin görevi, biyolojinin bu bulgularına dayanarak çevre şartlarını öğrencinin gelişimine elverecek şekilde, düzenlemektir.